yelinTable 'lightmil_pelin.issues' doesn't exist Işık Binyılı | Sayı No:
   

Deneme

HERKESİN HAYATI

Bircan ÜNVER

Canım oğlum John Ünver'den ilhamla...

Küçük oğlum, "Yeryüzünde herkesin yaşam süresinin limitli olmasından nefret ediyorum," der demez ağlamaya başlayınca, onu kucaklarken, ne zamandan beri böyle düşünüyorsun soruma ise; "Her zaman…" demesi, beni daha çok şaşırttı.

Dün akşam(4 Şubat 2006, Cumartesi), henüz 9 yaşındaki küçük oğlumla konuşurken, değil onun yaşından orta ve olgun olarak tanımlanabilecek kuşaktan nadiren gelebilecek olgunluktaki bir tepki ve yorum, mutlaka yeryüzünden geçmekte olacak her bir birey için, materyalin ötesini aramaya yönelmesini bana bir kez daha anımsattı.

Küçük oğlum, "Yeryüzünde herkesin yaşam süresinin limitli olmasından nefret ediyorum," der demez ağlamaya başlayınca, onu kucaklarken, ne zamandan beri böyle düşünüyorsun soruma ise; "Her zaman…" demesi, beni daha çok şaşırttı.

Henüz 9 yaşında ve yeryüzünde ne kadar yaşarsak yaşayalım, hani 100 ya da 110 yıl yaşamayı başarabilsek bile bu sürecin kısıtlı ve geçici olduğunun bilincinde olması, oğlumun olgun zekâsına hayranlığımı artırması kadar neden her düzeyde insanlığın çoğunluğunun bunun farkında olmadığını da sorgulamadan geçemedim. Çünkü ister psikolojik, ister güç - siyaset bağlantılı, ister aile içi, ister iş hayatı ve sosyal çevre ya da global siyaset arenasının ve iş dünyasının bin bir manipülasyonla tüm gücü tek el ya da pakt'ta toparlama stratejilerine bağlı olarak sahnelenen senaryoları bir saniyeliğine bile aklımdan geçirdiğimde, insanın insana yaptığı eziyet, işkence ve tahribatı, hangi boyut ve katmanda olursa olsun, yeryüzünde doğal afetler ve salgın hastalıklar dâhil(ki, onların da birçoğunun artik insan kökenli-kaynaklı olduğu teorileri de uzun suredir gündeme gelmekte...), yapmamıştır. Peki, 9 yaşındaki bir çocuğun algıladığı ve şimdiden düşünüp "ağladığı" gerçeği neden hangi konum ve düzeyde olursak olalım, bir birey olarak gözlerimizi bu gerçeğe siyah bir bantla ve yaşam suresince bağlıyoruz.

Bunun sonucu olarak ya kendi küçük dünyalarımızda yaratılan-yönetilen ve yaşatılan cehennemlerin sadece bize ait olduğu yanılgısı ve kaderciliğine teslim oluyoruz.

Ya da o gücü diğerleri üzerinde kendi doyumsuz ihtirasına adeta herkesin kendisi için yaşamak zorunda olması dayatmasına ne denmeli! O noktada, başkalarının hayatının yaşam özünü kemirerek, güç ve kapitale endeksli, materyalle sadece kendini tanımlayan ve diğer tüm ideal ve tanımları da, materyali arttırmak için bir araç olarak kullanmak neden bu kadar doğal hale geldi veya getirildi? Ben'in/bencilliğin dışındaki çevremizdeki diğer insanların yaşamını da adeta "o" ben'e sunulması gereken bir kurban olması noktasına getirilmemizin de olması gereken çok doğal ve sıradan bir şeymiş gibi algılattırılıp - dayatılarak ve rutinleştirilerek uygulanması ise doğanın kendi öz'üne olduğu kadar, insanın yeryüzüne geçici gelip gidiş gerçeğine de bir o kadar aykırıdır.

Ama nedense, her şey doğa'ya, insanlığın ortak öz'üne ve ruhsal ve beyinsel gelişmesine tezat ve ters orantılı bir çarkta işletmekte inatla..

Gökdelenler, bankalardaki milyarlarca dolarlar, uluslararası siyasi ve ticari güç ve siyasetin ve uluslararası is dünyasının güç aldığı ekonomik güç, "insan" unsurunu devreden çıkarttığı zaman hiçbir şey ifade etmezler... Etmeyecektir de..

"İnsan"ın yeryüzüne geliş amacı, "varoluş"a ve insanlığın gelişmesi ve yüceltilmesine katkıda bulunmak temel yükümlüğünü taşır. Çocuk sahibi olmak ve çocuklara iyi bir gelecek hazırlamak da, aynı temel anlayışın aile merkezine oturtulmuş halidir. Ancak, bir aile içinde, genellikle Türkiye başta olmak üzere, dünyanın birçok yerinde, erkek çocuk ve kız çocuk aynı eşit hak ve olanaklara ve de özgürlüğe sahip değildir!

Kadın ya da erkek için, geçim nedeniyle çalışmak, temel ihtiyaçları gidermek için bir araçtır ama amaç değildir. Yeryüzünde toplam nüfusun büyük bir oranı mesleksizdir ve çoğunluk, "geçinmek" için çalışır ve hayatını bir şekilde modern köleliğe teslim etmek durumunda bırakılır.

Evde, işyerinde, sokakta, siyasette, baskın erkek hiyerarşisi ve "erkeğin" kendi ailesinden, çevresinden dünyayı nasıl algıladığı düzeyde, tüm siyasi, medya ve iş dünyası yapılanmıştır. Ancak ve ne yazık ki, o erkeği o noktalara hazırlayan kadınların çoğu, hem Türkiye'de hem dünyada, erkeğe bağımlı, eğitimden payını çok az almış ya da almamış, evde kocası, çocukları, kocasının ailesi benzeri hizmet etmek birincil sorumluluğu haline getirilmiştir. Tarım alanındaki kadınların durumu ise çok daha ağırdır. Hem ev, hem aile-gelenek ve hem de tarlada çalışır ve hiçbir sosyal güvencesi ya da bireysel hakki söz konusu değildir.. Böylece, kendisi dışında diğerlerine hizmet ederek, kendi öz varlığının yok sayılmasına dayalı bir yapılanma, erkek bencilliği ve kontrolünün tahta çıkartılmış ve resmileştirilmiş olmasından başka bir şey değildir. Bu anlayış, yeryüzünde en az %80'inde hâkimiyetini sürdürmektedir. Kadını yok sayan mekanizmalar, mutsuz, hırslı
erkek çocukları yetiştirmekte ve çocuklar da büyüyünce ve özellikle de bir şekilde güç ve yetkiyi de ele geçirince, tüm yeryüzü için bir tehdit unsuru haline gelmektedir.

İnsanlığın eşit olarak kız ve erkek çocukların ya da kadın ve de erkeklere kendi varlığını olumlamayı reddederek ya da engel oluşturarak, tüm çevresini "bencil ve talepkâr" olarak "o bencil varlığa" hizmet ettirmeyi başarı sayan kronikleşmiş bir anlayış ve sistemler zinciri, ayni zamanda kendi çöküşünü de hazırlamaktadır... Çünkü diğer tüm değer ve boyutları yok sayarak, doğanın kendi iç dengelerini bu denli ve tek yönlü yontulması, bu aynı zamanda kendi tabanına yaydığını sandığın en güçlü temellerin de, çok daha derinlerden ve çok hızla çatlayıp, alt-üst olmasına neden olacaktır.

Çünkü yeryüzünde hiçbir şey bu düzeyde sistematize olmuş bir haksızlıklar- yanlışlıklar - adaletsizlikler imparatorluğuna, sonsuza dek izin vermeyecektir ve vermez de! Mevlana'nın dediği gibi, "GELİN BİRLİK OLALIM, KARDEŞ OLALIM" ve aradığımız şeylerin boyutlarını da tek merkezli ve materyalle sınırlamayalım ve materyalin ötesini de arayarak, orada kendi gerçek yansımamızı ve yaşamımızın anlamı ve tanımını yeniden bulalım...... 9 yaşındaki oğlumun "her zaman" farkında olduğunu belirttiği gibi hepimiz hangi sosyal sınıf, statü, kültürel, ekonomik ve siyasi koşullarda olursak olalım, yeryüzündeki toplam yaşamımızın sınırlı oluşunu, çok geç kalmadan idrak edelim!

Nasılsa öteki dünyaya götüremeyeceğimiz materyal için hangi ad hangi saklanmış amaçlar için olursa olsun, o güç, ihtiras ve yetenekleri, materyalin ötesindekini de aramaya hem kendi adımıza hem de iletişim içinde olduğumuz ya da üzerinde doğrudan etkin olduğumuz insanlara da kanalize ederek, onların yaşamının da kendi arayış ve ideallerini araştırmalarına - tanımalarına ve gerçekleştirmelerini teşvik edecek koşullar ve ortamlar sağlayalım!

Böylece, yeryüzünü iyileştirmeye önce kendimizden ve en yakin çevremizden başlayalım.. Onların yaşamlarını geçim ve ekonomik baskılarla köleleştirmek ve çevremizdeki bizden güçsüzlerden avantajlar elde etme çabası yerine, onların da "birey" ve "insan" olarak var olmalarını sağlayacak temelleri atarak başlayalım, her yeni güne ve hayata da bu temeller üzerinden onurla ve umutla bakalım...



-- Bu yazıyı Türkçe karakterlere çevirdiği ve çok değerli katkılarından dolayı, Mustafa Ulusoy'a (odaksevgi.biz) çok teşekkür ediyorum.

(c) Bircan Ünver, February 5, 2006, Queens, New York, Nisan 2008, IşıkBinyılı - ISIKBINYILI.ORG

© Nisan 2008, IşıkBinyılı

© IŞIK BİNYILI e-dergisi; The Light Millennium bunyesinde kamu yararına ve kamu tarafından desteklenen yayıncılık ilkesiyle, 17 Temmuz 2001 tarihinde, Bircan Unver tarafindan, New York'ta kurulmuştur. Vergiden muafiyet statusune (501, (c) (3) ise 17 Temmuz 2001 tarihinden gecerli olmak uzere hak kazanmıştır. Bu sitenin içeriği kurucularinin izni olmaksızın kopyalanamaz. Sitenin tum icerigi "The Light Millennium"a aittir. Uluslarası telif hakları kanunlarıyla korunmaktadır ve her hakkı saklıdır."
Genel Yayin Yonetmeni: Bircan Unver
The Light Millennium'un Ingilizce sitesinin cizgisinde; Tasarlayan ve Geliştiren Bali & Bali Works

Bali & Bali Works