yelinTable 'lightmil_pelin.issues' doesn't exist Işık Binyılı | Sayı No:
   

Shelia Osmanoviç

Söyleşi

Herşeye rağmen yaşayacaktık! Sırplara karşı varlık mücadelesi verdik biz!

Aynur GÖKYILDIZ

Acıların, korkuların içinden çıkıp Londra’da doktora öğrenciliğine kadar uzanan dopdolu bir yaşam... Film gibi bir yaşam öyküsü... Ayakta alkışlanacak bir başarı... Sımsıkı sarıp öpülecek yürekten kutlanılacak bir genç kız ! Shelia Osmanoviç.

Sanki yaşadıkları oynadığı filmin senaryosu gereğiydi, film yıldızlarını yanında sönük bırakacak güzellikteydi ve kendi hayatını oynuyordu tek başına ! Sindirrella gibi mutlu sonla bitmesi içindeki güçtü, asla vazgeçmeyecek başaracaktı. Yaşama sımsıkı tutundu; çünkü başka hiç bir alternatifi yoktu… Ama imkansız yoktur, yeterki gönülden iste derler ya! Onun gibi! Başardı. Hemde el bebek gül bebek büyüyen kızlardan çok yüksek yerlerde...

Savaşın içinden zirveye çıktı.

Yaşamda herkes bir rol alır kendine onu oynar ya! Yaşam ne kadar zor olursa olsun o da başarıyı seçti kendine. 18 yaşındaydı bir sabah uyandıklarında. Heryerde barikatlar vardı. Çevreleri tanklarla ve yüzlerce askerle çevrilmişti.

Adı Shelia Osmanoviç. Sheila Saraybosna doğumlu. Bosna’da yaşanan trajedinin tanığı olmuş. O cehennemden kendini ve kardeşini kurtulmayı başarıp Türkiye’de üniversite eğitimini başarıyla bitirip Londra’da master kazandı. Masterdaki başarısı ona Avrupa Konseyi’nde çalışma kapılarını açtı. Aynı zamanda, İngiltere Savunma Bakanlığı’nın Bosna’ya göndereceği askerlere hazırlık dersi veriyor. Doktorasını yaparken yine çalışıyor....

Çocukluğunun geçtiği şehre ve ülkesine sevgiyle bağlı. Savaş öncesi birlikte yaşadığı insanları ayrım yapmadan severdi, birgün bombalarına hedef olacağını hiç düşünmüyordu.

“Yıllarca birlikte yaşadığınız komşularınızın bir gün size saldıracağını düşünmezsiniz değil mi?” diye soruyor...

Düzenli ordusu olmayan Bosna'lı bir avuç halk, kendi imkanları ile bir toplumu ortadan kaldırmak isteyen bir zihniyete karşı mücadele vermeye hazırlanıyordu ...

Bosna da savaş çıktığında, sivil halk gönüllü birlikler oluşturarak savunma için organize olmaya başladı. Osmanlı mirası, Başkent Saraybosna ve Başçarşıları saldırıya uğramış, şehirde tam bir karmaşa yaşanıyordu hazırlıksız yakalanmışlardı !

Savaş nasıl başladı Shelia?

- Bir sabah uyandığımızda savaş başlamıştı. Her yerde barikatlar askerler ve tanklar vardı.

Başlamadan önce hiç bir sinyal almadınız mı?

-Evet. Korkunç bir gerginlik vardı havada, mutsuzluk çökmüştü insanların üzerine sanki... Memnuniyetsizlik vardı. Haberlerde her üç cümleden biri savaştı. Milliyetçi Sırplar Bosna’nın bölünmesini istiyorlardı .

Neden ?

-Herşey Tito nun ölmesiyle başladı. Yugoslavya bütünlüğünü kapaklı bir tencere içinde tutuyordu. Ölünce yeni insanlar geldi yerine, bu arada Sovyetler birliği bitti. Yugoslavya çok büyük bir ekonomik kriz yaşıyordu aynı zamanda. Resmi dil Sırpça ve Hırvatça idi. Boşnakça konuşmuyorduk. 1974 yılına kadar Müslümanlar Müslüman olduğunu söyleyemezdi zaten. Kominist rejim vardı ve Müslümanlara çok büyük bir baskı vardı; Müslümanım demek yoktu. Büyükbabam Müslümanım diyemezdi.1974 de haklarımızı aldık. 1990 da savaş Slovenya’da başladı. 10 gün sürdü. Sırpların Slovenya’da sadece 10 gün sürdürmelerinin nedeni büyük Sırbistan hayalı kurmaları idi. Slovenya önemsizdi. Güneye yayıldılar Hırvatıstan'a. 2 sene sürdü savaş orda. Biz görüyorduk neler olacağını ama bunun Bosna’ya geleceği ve büyük bir soykırım olacağı aklımızdan bile geçmedi.

Neden Beklemediniz?

-Yaşamın boyunca beraber yaşadığın kapı komşunun, en yakın arkadaşının sana saldıracağını hiç düşünmez insan çünkü. Biz hepimiz Yugoslavdık. Ayrı düşünmüyorduk birbirimizi. Bosna’da hem Sırplar hem Hırvatlar vardı. Okulda Yugoslavdık. Hep birlikte komşumuzun birgün bize saldıracağını aklımız almazdı. Sırplar 1992’de Referandum yaptı; Yugoslavya’dan bağımsızlığını almak için, aldılar da. Bosna da referandum yaptı ve 3 gün sürdü. İlk işim referandumda görev almaktı. Referandumdan Bosna'nın özgürlüğü çıktı. Sırplar bunu boykot etti. 20 gün sonra Bosna'da savaş başladı. Sırplar, Bosna'nın büyük bir bölümünü aldı. Sırbistan'dan tanklar, askerler, silahlar gelmeye başladı Bosna’ya. Biz bunlar nereye gidiyor diye bakıyorduk; bir anlam veremiyorduk. Sorduğumuzda da şehir dışında talim yapacağız; onun için bu silah ve askerler diyorlardı. Aslında bütün bunlar planlı ve Bosna’yı tamamen kuşatmak içindi. Şehri tamamen sardılar tanklarla; tel örgüsü gibi hiç çıkış bırakmadan. İlk önce Bosna’nın ulusal gazetesini bombaladılar haber alamayalım diye.

Bombalama olayıyla birlikte, boykot etmek için savaş istemediğimizi bütün Bosna’da yaşayan halk Sırp, Hırvat, hepimiz toplandığımızda ilk ateş açıldı ve iki kişi öldü. Ölenlerden biri Bosna'lı genç bir Hırvat kız öğrenciydi. Savaş başlamıştı ve bizim istemememiz kimsenin umrunda değildi. Şehir tamamen sarıldı karadan ve havadan alçak uçarak bizi korkutmak için savaş uçakları uçmaya başladı. Elektiriğimizi suyumuzu kestiler; hem çekip gidelim hemde mahvolalım diye. Ve köylerde tecavüzler başladı.

Nasıl duydunuz tecavüz ve ölüm olaylarını?

-Ordan kaçanlar anlatıyordu. Gazeteler, Sırplara inat full time çalışıyordu ve herkes her sabah gazete alıp okuyordu ne olduğunu öğrenmek için. 100 bin tecavüz oldu. Bu bir savaş stratejisi olarak kullanıldı korkutup bir daha hiç gelmesinler diye. 250 bin kişi öldü yaklaşık.

Birleşmiş Milletler o zaman mı geldi?

Savaş başlamadan önce gözlemci olarak geldiler. Kuşatmaya şahitler. Sırpların genç kızlara tecavüzüne, sivillerin boğazlarını keserek öldürülmelerine seyirci kaldılar. En büyük sorun, biz gafil avlanmıştık, hazır değildik. Durdurma ve kendimizi koruma şansımız olmadı. Hergün şehirimiz bombalanıyordu. Birleşmiş Milletler hiç birşey yapmıyordu.

Batı neden çelişkide kaldı ?

Bosna’da kimse kendi askerinin ölmesini göze almadı. Ne NATO, ne ABD, herkes politikalarını Birleşmis Milletlere endeksledi. Güvenlik Konseyi de bir karar alamadı. BM devre dışı da kalmayınca Bosna Sırplara teslim edildi.

Uluslararası camia, Birleşmiş Milletler olmadan harakete geçmeliydi mi diyorsun Körfez savaşında olduğu gibi?

-Evet.Birleşmiş Milletler dışında oluşturulacak koalisyona, manevi değerlere, insanlık ilkelerine önem veren pek çok ülke katılırdı. Bu camiada isteyenler yer alır istemeyenler seyirci kalırdı. Birleşmiş Milletlerin verdiği bir kararla silah da alamıyorduk; onlar da bakıyordu Sırplar da öldürüyordu. Birleşmiş Milletler sadece daha asker gönderelim diyordu ama bu gelen askerlere koruma gücü verilmedi; barış amaçlı imişler. Savaş ortasında silahsız insanlar öldürülürken onlar, daha çok kişi gelip baksın der gibiydiler. Bosna’ya konan silah alamaz ambargosu savaş bitene kadar sürdü.

Birleşmiş Milletler yiyecek yardımında bulunuyor muydu gözlem notu almak dışında?

-Birleşmiş Milletler yardımı başlattı ama gelen yardımın yarısından çoğunu kendi askerleri yiyordu.

Yiyip içip seyrediyorlardı yani?

-Geri kalan yarısının da çalındığını söylüyorlardı. Bize birşey kalmıyor gibiydi. Şehir kuşatıldığı için dışardan yiyecek gelemiyordu. Elektiriğimizi, suyumuzu kesmişlerdi. Yiyeceklerimiz bitmişti. Perişandık. Babam tahtadan el arabası yapmıştı; 4 kilometre uzaklıktan kardeşimle gidip su getiriyorduk. Su yok, elektirik yok, şehir bombalanıyor. Biz köy çeşmesinden su alırken belki de eve dönmeyeceğiz korkusu ile gidiyorduk her seferinde. Açtık! 1 kahve fincanı şeker 1 kişiye 3 hafta yetecek diye veriliyordu. İmkansızdı insanlar aç kalmıştı.

Birleşmiş Milletler hakkında ne düşünüyorsun neler yapabilirdi ve yapmadı?

-Bizi koruyabilirdi ve korumadı. Bizim kendimizi korumamızı da engelledi. Silah alamaz ambargosu ile en büyük kötülüğü yaptı bize. Srebrenica köyü vardı. O köyde 7 bin kişi öldürüldü; yani soykırım yapıldı. 1995’de orda Hollanda Barış gücü askerleri vardı. Sırplar saldırdığında görevlerini bırakıp gittiler. Sırplar da rahatça, silahsız ve korumasız köydeki herkesi öldürdü. Sırplar bizi öldürüp yok etmek istedikçe inat ettik. Her sabah insanlar işe gitti. Hher sabah hayat devam ediyor gibi davrandık. Her sabah uyandığımızda bu kabusun bir gününü daha bitirdik, bir gün daha geçti dedik ama ne zaman bitecek onu bilmiyorduk. Kızıl Haç geldi bu arada. Orda aktif olarak gönüllü çalışmaya başladım gelen yardımı dağıtmak için. Eve bir ekmek biraz yardım da götürebiliyordum böylece. Bütün erkekler askere gitti. Birçok genç öldü. Biz kızlar da bir şekilde görev almak için her an bir çağrı bekliyorduk. Hepimiz askerdik.

Bosna-İstanbul-Londra hattı!

Türkiye bağlantın nasıl oldu?

-Yaralılar için 3-4 ayda bir konvoylar vardı. Onlara katılarak Bosna’dan çıktım. Bunun için bir sürü evrak gerekiyordu. Askeriyeden dahi izin almam gerekiyordu. Kızlar da askerdi çünkü. Bosna’dan çıkmak, daha doğrusu kaçmak çok önemliydi; çünkü etrafı kuşatılmıştı ve hepimizi öldüreceklerdi. 1994 Temmuzunda okumak amacı ile İstanbul’a gittim. Savaş bitecek, hemen bende eve, aileme dönecektim. Konvoy için otobüs durağına beni uğurlamaya babam gelemedi beni giderken görmeye dayanamayacağı için, Ben otobüsten anneme el sallamak için geri baktığımda, annemin korkunç bir şekilde ağladığını gördüm. Aklımdan bir daha annemi görebilecek miyim diye geçirirken ben de ağlamaya başladım ve yol boyu sürdü gözyaşlarım. Perişandım. Kendimi suçlu hissetmeye başladım. Ben gidiyorum, kurtuldum ama ailemi orada cehennemde bıraktım diye. Hırvatistan’a, ordan İstanbul’a akrabalarımın yanına geldim. Ordaki ilk sabah kahvaltısında çok büyük kıskançlık hissettim Türkiyedeki insanların güzel yaşamı için ve onlara “Siz ne güzel yemekler yiyorsunuz, biz açız! Bosna’da ekmek bile bulamıyoruz, açlıktan ölüyor Bosnalılar” dedim. Çok üzüldüler ama bunu hiç onları üzeceğimi düşünemeden refleks gibi söyledim farkında olmadan. “Biz Bosnalı Müslüman olduğumuz için bu başımıza geldi başka suçumuz yoktu” dedim. İstanbul da bir yıl Türkçe öğrendim çok zor bir dil. Sonra Taksim’de The Marmara Otel’in içindeki bir butikde İngilizce bildiğim için tezgahtarlık yapmaya başladım. Orda çalışanlar da yardımcı oldu; Türkçe’yi öğrendim. Sonra Mecidiyeköy’de bir bilgisayar şirketinde 7-8 ay çalıştım ve önce Türkçe öğrendim, sonra Üniversite sınavlarına hazırlığa başladım. Bu arada suçluluk duygusu içimi yakıyordu her gün. Çok uğraştım ve erkek kardeşimi Türkiye’ye getirttim. Garantör gerekiyordu nerede kalacak kim bakacak diye ve mektup. Hepsini yaptım. İstanbul Üniversitesi İngiliz Dil ve Edebiyatı Bölümü Beyazıt’da kazandım 1999 da bölüm 4.sü olarak bitirip 2. sınıfta seçmeli ders olarak İtalyanca öğrenmeye başladım ve öğrendim. Üniversite bitiminde Florence Şehrine gidip 8 ay da orda öğrendim. Üniversite, hep çalışarak, kendime ve erkek kardeşime bakarak geçti. Nakliyat firmasında tercümanlık yaptım. Türkiye-Bosna-İtalya arası tekstil ve kozmetik satmaya başladım ticaret yaptım. Türkiye’deki en sevdiğim şey, insanların Bosnalıyım dediğimde beni bağırlarına bastıklarını hissetmemdi. Kardeşimizsin, bizdensin diyorlardı. Çok güzel anılarım var. Londra’dayım ama Türkiye hep ikinci vatanım olarak kalbimde. Okul üçreti yoktu Diyanet Vakfı ile Koç Vakfı yardım etti. Ayda 30 - 40 paund gibi harçlık yardımları ile çalışarak okudum. En önemlisi, insanların sıcaklığı ve bize yaklaşımları çok büyük moraldi kardeşim ve benim için. Tek tesellimizdi. Kendimizi ikinci vatanımızda hissetmiştik. Çok büyük bir sevgi aşk besliyorum Türkiye’ye. Türkiye’de çok mutluydum. En iyi arkadaşları dostları orda kazandım. Yaşamda ki ilk tecrübeleri ordan aldım.

Londa’ya gelmen nasıl oldu?

Master yapmak istedim ve hocalarımdan büyük destek gördüm.

Master tezinin konusu neydi?

-Ekonomik Diplomasi.

Özetler misin?

-İş ve politikanın bağlantısını kurmaya çalıştım. Araştırmalarımda politika dünyası, ekonomik dünyayla içiçe. Ekonomi politikada çok önemli.Örnek, İngiltere’nin ekonomik durumunu anlattım. Dünyanın nasıl çift standardlarla dolu olduğunu ve döndüğünü, Globallesmeyi tam yaşamadığımızı, bir sürü bölgesel kulüplerde yaşadığımızı. Avrupa Birliği, Nato gibi...

Şu anda ne yaptığınıda okuyucalarımıza anlatırmısın lütfen?

Avrupa Komisyonu Leonardo da Vinci projesinde araştırma görevlisi olarak çalışıyorum. Avrupa Komisyonu projesinin konusu barış amaçlı askerlerin kendi kendilerine en kolay yoldan İngilizce öğrenebileceği bir paket hazırlamak. Bu bir minik sözlük, bir CD, bir kaset olabilecek.Dünyanın neresinden olursa olsun en kolay şekilde öğretmeyi amaçlıyor.Bu işimin bir bölümü. 2. bölümü İngiltere Savunma Bakanlığı ile çalışıyorum. Bosna’ya giden Nato’ya bağlı askerlere, Boşnakça yazılı ve sözlü sınav yapıyorum. Kültürel dersler veriyorum. Bosna hakkında ön hazırlık askerlere

Amaçların ne bundan sonrası için?

-Phd’mi yani Doktora yapmaya başladım. İlk önce onu bitirmek istiyorum. Uzun zamanlı planlarım yok, yakın zamanlı var. En önemlisi sakin ve mutlu bir yaşam istiyorum nerede olursam olayım.

Yalnız mısın Londra’da?

-Çok tanıdığım var ama Türkiye’deki gibi kazandığım dostlarım yok.

Londra’da yaşam nasıl?

-Çok hızlı, çok meşgul! Yapmam gereken çok şey var. Zamanla yarışıyorum. Bir sürü yapmak istediğim şey var hemde çok sosyalim.

Başarının sırrı nedir? Güzelliğinin ve kişisel dostluklarının faydasını gördün mü?

-(Gülerek)Belki de etkisi var.. Tabi ki! Evinde küçük bir Türk bayrağı var salonunda. Türk müziği dinliyor. Türkçe kitapları var kitaplığında. Tabi ki Türk kahvesi yaptı. Türkçe yaşıyor. Türkiye’yi çok seviyorum, çok güzel anılarım var. Belki birgün orda yaşarım, kimbilir? Geçenlerde Bosna Başbakanı gelmişti Londra’ya. Onunla tanıştım. Son derece memnun oldu tebrik etti beni.

Hiç yılmadın, vazgeçmedin değil mi?

Birşeye inanıyorsam bütün kalbimle, o duguyu takip ediyorum. Kendime ve güvendiğim işe. Birde 6. hissine güvenmesi lazım insanın.Tabiki çok zorluklar çektim çok yıprandım ama asla yılmadım.

Nasıl dayandın ne güç verdi vazgeçmemen için?

Allah’a inancım. İyi şeyler yaptığımı biliyordum. Allah yardım etmezse kimsede etmezdi.

© Eylül 2005, IşıkBinyılı

© IŞIK BİNYILI e-dergisi; The Light Millennium bunyesinde kamu yararına ve kamu tarafından desteklenen yayıncılık ilkesiyle, 17 Temmuz 2001 tarihinde, Bircan Unver tarafindan, New York'ta kurulmuştur. Vergiden muafiyet statusune (501, (c) (3) ise 17 Temmuz 2001 tarihinden gecerli olmak uzere hak kazanmıştır. Bu sitenin içeriği kurucularinin izni olmaksızın kopyalanamaz. Sitenin tum icerigi "The Light Millennium"a aittir. Uluslarası telif hakları kanunlarıyla korunmaktadır ve her hakkı saklıdır."
Genel Yayin Yonetmeni: Bircan Unver
The Light Millennium'un Ingilizce sitesinin cizgisinde; Tasarlayan ve Geliştiren Bali & Bali Works

Bali & Bali Works