yelinTable 'lightmil_pelin.issues' doesn't exist Işık Binyılı | Sayı No:
   

Hümeyra İmirzalıoğlu KOÇAK

Yazı

NÜKLEER ENERJİ GERÇEĞİ

Hümeyra İmirzalıoğlu KOÇAK

Türkiye’de nükleer santraller kurulacağı açıklandığından beri izlediğim kadarıyla halkımızın bir kısmı Türkiye’nin nükleer bir güç olmasını istiyor. Türkiye’nin stratejik öneminden dolayı, kurulacak olan santrallerin bölgesel nükleer politik dengeleri kurmak için tercih edildiği,İran’a karşı dünya nükleer karteli olan ülkelerin Türkiye’yi bu nedenle teşvikler ve kolaylıklarla özendirmeyi tercih edecekleri Prof.Hayrettin Kılıç’ın Işıkbinyılı dergisindeki yazısında belirtilmistir.

Nükleer santraller hakkında dünyada olsun ülkemizde olsun çeliskili ifadeler yer almaktadır. Nükleer enerji, kontrol altında tutulabilir, işletmesi kolay ucuz enerji kaynağı olarak gösterilse de sistem veya insan hataları, nükleer atıkların nasıl depolanacağı, ya da terorist saldırısı gibi risklerin nasıl önleneceği ya da azaltılacağı hala çözülmüş değil.

Dünya enerji ihtiyacının hızla artan nüfus ile birlikte büyümesi ve enerji kaynaklarının çeşitlendirilmesi ihtiyacı, nükleer enerjiyi alternatif enerji kaynakları arasında cazip hale getirmiştir. Madem nükleer santraller iddia edildigi kadar temiz, risksiz, ucuz ve çevre dostu, o zaman neden baska alternatif enerji kaynakları araştırılıyor?

AB ülkeleri yenilenebilir enerjiye yönelirken Türkiye’nin nükleer enerji santrali kurma planlarının ardında nasıl bir kazanç yatmaktadır? Kuşkusuz Türkiye’nin enerjide dışa bağımlılığını ortadan kaldıracak. Fakat kalkınmak için mutlaka nükleer enerjiyi tercih etmemiz gerekmiyor zira bunun için ihtiyacımız olan alternatif enerji kaynakları ülkemizde mevcut. Bunların değerlendirilebilmesi için sadece teknolojiyi geliştirmek gerekiyor. Yapılan araştırmalar Türkiye’nin doğal enerji kaynakları açısından çok zengin olduğunu ortaya koymaktadır.

Nükleer enerjinin herhangi bir aksilik olması durumunda tamir edilemez hasarlar yaratacağı bırakacağı yadsınamaz bir gerçektir. Halihazırda dünyada 32 ülke nükleer enerji kullanmaktadır. AB ülkelerinde ise nükleer santralleri kapatma kararları alınıyor. Ayrıca ABD’de 1978 yılından beri yeni nükleer reaktor inşa edilmiyor. Santrallerin karlı bir işletme olmadığı ortaya koyuldu. Eğer Türkiye’nin nükleer santrali Amerika’nın yardımı ile kurulursa burada büyük ihtimalle dışa bağımlı üretim yapılacak çünkü reaktor işletiminde nükleer mühendis olarak yetkin eleman mevcut değil. (Prof. Hayrettin Kılıc – Işıkbinyılı dergisi)

Nükleer santrallerden ve bunlar için yakıt üreten tesislerden, normal çalışmaları esnasında ve irili ufaklı kazalarda atmosfere ve doğaya radyoaktif atıklar salınmaktadır. Radyasyonun kansere neden olduğu, yıllar sonra da yeni doğan bebeklerde de bu oranın arttığı görülmüştür. Bir çok araştırma sonucunda, Çernobil kazasıyla radyasyona maruz kalan insanlarda kanser oranının arttığı görülmüştür. Ayrıca, Çernobil yakınlarındaki bir çiflikte sakat doğan domuz ve ineklerin sayısında da belirgin bir artış görülmüştür. Radyasyonun canlıları nasıl etkilediği Prof.Hayrettin Kılıç tarafından detaylı olarak www.ısıkbinyılı.org sitesinde açıklanmıştır. Bu bilimsel gerçekleri öğrenip durumdan haberdar olmamız şarttır.


Nükleer fizikçimiz Prof. Hayrettin Kılıç’ın kaza ve atıklarla ilgili yazılarındaki tesbitlere dayanarak, binlerce atom bombasına eş miktarda radyoaktif madde içeren reaktörler bir hata veya terorist saldırısı neticesinde ortaya çıkacak hasarın Hiroşima’nin 1000 katı olacağını düşünürsek küresel felaket boyutlarının sınırsız olması kaçınılmaz olacağıdır.

Amerikan Nükleer Düzenleme Komisyonu NRC’nin resmi kayıtlarına göre, şimdiye kadar cok büyük kazalara yol açabilecek düzeyde 169 olay meydana gelmiştir. Sadece 1980 ve 1989 yılları arasında, Amerika’daki nükleer santrallerden, yaklaşık 3000 tane işletme arızası, en az 104 acil reaktör kapatılması ve 104.000 çalışanın ölçülebilir dozda radyasyona maruz kaldığı bildirilmistir. Japonya’da tam 20 adet önemli reaktör kazası rapor edilmiş, Rusya’da nükleer tesislerdeki kaza oranı % 45 artmış ve uluslararası kuruluşlara bir yıl içinde 205 adet kaza bildirmek zorunda kalmışlardır. Gelişmiş ülkelerden özellikle Amerika’da bu tip kazaların olmayacağını düşünenler Three-Mile Island’da meydana gelen kaza ile şaşkınlığa uğramışlardır. Kaza, bozuk bir pompa, vana ve kullanıcı hataları neticesinde gerçekleşmiştir. En son teknolojiyle çalıştırılan bu reaktörde felaketten şans eseri kurtulunduğu resmi komisyonca açıklanmıştır. Kaza 28 Mart 1979 yılında meydana gelmiştir. 1989’da 1 milyar dolara mal olan temizleme işlemleri hala devam ederken yapı hala yüksek ölcüde radyoaktif içeriyordu.

Amerika’da Oregon eyaletinin halk sağlığı birimi tarafından hazırlanan bir raporda, Portland yakınındaki Trojan nükleer reaktöründen normal operasyon sırasında ve kazalar sonucunda sızan radyoaktif maddelerin etkisiyle 1980 ile 1988 arasında kanserden ölümler bölgede yaşayanlarda % 70 artmıştır.

Çernobil kazasının etkileri Türkiye ve Avrupa’da geniş çapta görülmüştür. Rio de Janeiro’daki 1992 dünya zirvesinde Ukrayna Çevre Bakanı Dr.Yuri Sebak, ülkesinde bu facia sonucunda 6.000 üzerinde insanın hayatını yitirdigi ve ölü sayısının 40.000’e varacağını açıklamıştır. Sebak ayrıca eski Sovyetler Birliği ülkeleri ve Avrupa’da onbinlerce kişinin ilerde aynı olay nedeniyle kanserden öleceğini vurgulamıştır.

Nukleer enerji ucuza mal olacak bir kaynak degildir. Yapilan arastirmalara gore; Amerika’da 1968 ile 1990 yillari arasinda nukleer enerji uretmek icin 389 milyar dolar harcanmistir. Komur, petrol ve dogalgazdan elde edilen elektrik enerjisinin maliyeti ortalama 4 sent iken, nukleer enerjiden uretilen elektrik kWh basina 7,2 sent’e mal olmaktadir. Butun bu gercekler neticesinde asil amacin ucuza elektrik uretmekten cok nukleri askeri bir guc meydana getirmek oldugu goruluyor.

Nükleer enerjinin ortaya çıkardığı en önemli sorunlardan biri de üretim sırasında ortaya atıklarla ne yapılacağıdır. Halihazırda, bu konuda etkili çözüm arayışları sürerken değişik yöntemlerle atıkların muhafazası sürmektedir. Radyoaktif elementler 5 yıl süreyle reaktördeki soğuk su havuzlarında bekletilirken bu havuzlarda yer kalmaması durumunda geçici olarak çelik kuru hava deposu olan varillerde tutulmaktadır. Bu bağlamda, jeolojik olarak uygun görülen mevkilerde atıkları toprağa gömerek depolamanın en etkili metod olacağı söylenmektedir. Amerika’da Nevada eyaletindeki Yucca Dağı nükleer atıkları depolama bölgesi olarak seçilmiştir ve 2010 yılında işletmeye açılması planlanmaktadır. Ancak jeolojik açıdan bölgenin deprem tehlikesi taşıması, çevredeki yanardağların patlama riski taşıması ve çevrede yaşayanların tepkileri üzerine bu planın hayata geçirilip geçirilemeyecegi henüz belli değildir. 1987 yılından beri sadece fizibilite çalışması için 9 milyar dolar harcanmıştır. Bunun üzerine 33 milyar dolar daha harcanacağı söylenmektedir. Nükleer reaktörlerden her yıl 3.000 ton atık oluşmaktadır. Bu miktarin 2010 senesine kadar 88.000 tona yükseleceği öngörülmektedir. Yucca dağının kapasitesinin sınırlı olması sebebiyle geriye kalan atıkların akibeti de henüz bilinmemektedir. Netice olarak yüksek radyasyon içeren nükleer atıkların nasıl depolanacağı hususu günümüze kadar çözülememiştir ve bilinmemektedir. Avrupa’da halihazırda 12.000 ton nükleer atık bulunmaktadır ve bunun yıllık temizleme maliyeti 30-35 milyon avro civarindadır. Bütün bu faktorler göz önüne alındığında umarım Türkiye’nin radyoaktif atıkları muhafaza etmek hususunda çevreyi koruyucu iyi bir planı vardır.

Nükleer enerji uranyum ve plutonyum elementlerinin füzyonundan elde edilmektedir. Doğal uranyum U-235 ve U-238 izotoplarından oluşmaktadır. Bunlardan U-238 plutonyuma dönüştürdükten (U-239)sonra silah yapımında kullanılabilir. U-238 ve U-239 izotoplarının çürüyerek miktarca yarıya inmesi 86 yıl, U-239’un ise yaklaşık 25.000 yıl almaktadır. Plutonyumun aktif halinin sona ermesi icin belli ki aradan 250.000 yıl geçmesi gerekmektedir (10 kez üstüste bu çürümeyi yaşayan radyoaktif çekirdeğin aktif halinin sona erdigi ortaya konulmuştur) Bu izotopların insan vücuduna vereceği zararlar mevcut teknoloji ile kesin olarak saptanamamaktadır.

Bu arada bazı ülkeler nükleer atıkları azaltmak için bunları başka ülkelerde yeniden işleyerek yakıta dönüştürmektedir.

Nükleer madde taşıyan tankerlerin ulaşım esnasında teroristlerin hedefi olması riski çok fazladır. Bunun yanısıra ulaşım esnasında herhangi bir kaza ya da hata neticesinde plutonyumun parçalanarak yüksek derecede radyasyonun hızla atmosfere yayılması ve böylece canlılara zarar verecek olması da göz ardı edilemeyecek risklerden bir diğeridir. Plutonyumun yüksek derecede radyasyon ihtiva etmesinin yanısıra bir diğer önemli karakteristiğinin de yarı ömrünün yaklaşık 25.000 yıl olduğunu hatırlatmak istiyorum. Ayrıca, yanlış kişilerin eline geçmesi halinde silah yapımında kullanılacağı, sadece 60 kg zenginleştirilmiş uranyumum Hiroşima’da kullanılan atom bombasına eşdeğer olduğu unutulmamalıdır.

Binlerce atom bombasına eşdeğerde radyoaktif madde içeren nükleer reaktorlerin ne derecede doğa dostu oldugu tartışılır. Bir nükleer santralın çalışması süresince çevreye yaydığı radyasyon, canlılara besin veya solunum yoluyla geçmektedir. Üstelik atmosfer kirlenmesi, en ufak bir insan ve işletme hatasını kabul etmeyen bir madde olması ve en önemlisi nükleer atıkların depolanma sorunları hala çözülememiştir. Kanımca nükleer enerjiden elektrik üretme fikrinden çok sahip olduğumuz zenginlikleri değerlendirme yollarının üzerinde durmamız yerinde olacaktır.

Sonuç olarak, milyarlarca dolara malolacağını, her an patlamaya hazır bir bomba misali canlıların yaşamını tehdit ettigini bilerek nükleer enerjiyi tercih etmenin tek sebebinin silahlanma gücü olduğu açıktır. Türkiye gibi iş kazaları hususunda kötü sicili olan bir ülkede bu reaktorlerin nasıl güvenle işletileceği akıllarda soru işaretidir. Bu noktada temennim Türkiye’nin nükleer atık çöplüğü olarak kullanılmaması ve tüm bu hususlar ışığında konunun yeniden gözden geçirilmesidir.

Duyarlı bir vatandaş olarak sabit fikirli olmak yerine nükleer santral ve enerji konusunda doğruları bilmemiz gerekir. Nükleer reaktorleri inşa etmek ve üretimle ortaya çıkacak radyoaktif atıkları temizlemek için harcanacak olan milyarca dolarların insanlarımıza daha fazla katma değer sağlayacağı alanlara kanalize edilmesi hayatidir.. Deprem felaketinden sonra ne yapacağını halen bilemeyen bizler, nükleer bir felaketi nasıl kontrol altına alacağımızı, kendimizi ne şekilde koruyabileceğimizi nasıl bileceğiz. Umarım, bilim adamlarımızın gerçeği yansıtmaları neticesinde Türkiye’nin yararına olan bir enerji politikasi geliştirilir. Ülkemizin kalkınması için gereken teknolojinin sağlanarak doğaya ve insanlığa zarar vermeyecek yenilenebilir doğal alternatif enerji kaynaklarımızı tercih etmemiz çok doğru bir seçim olacaktır.

Hümeyra İmirzalıoğlu Koçak
NewYork, 8 Mart 2006


Referanslar/Kaynaklar:
- Nükleer Fizik Profesörü Dr. Hayrettin Kılıc
- NY Times,Washington Times
- Scientific American Magazine Şubat 2006 sayısı
- Sabah.com.tr/Nukleer Dosyasi 2/15/06
- Uranium Information Centre
- International Atomic Energy Agency
- The Nuclear Energy Institute

Prof.Hayrettin Kılıç’a yazımı yazarken gösterdiği hassasiyet ve önemli çalışmalarını benimle paylaştığı için özellikle teşekkür ederim.

© Mart 2006, IşıkBinyılı

© IŞIK BÄ°NYILI e-dergisi; The Light Millennium bünyesinde kamu yararına ve kamu tarafından desteklenen yayıncılık ilkesiyle, 17 Temmuz 2001 tarihinde, Bircan Ünver tarafından, New York'ta kurulmuştur. Vergiden muafiyet #501c3
statüsüne ise 17 Temmuz 2001 tarihinden geçerli olmak üzere hak kazanmıştır. Vizyonu ise Web ortamında ilk kez Ağustos 1999'da tanıtılmıştır. Bu sitenin içeriği kurucularının izni olmaksızın kopyalanamaz ve tüm içeriği
"The Light Millennium"a (1999 - 2010) aittir. Uluslararası telif hakları kanunlarıyla korunmaktadır ve hakkı saklıdır.
Açıklama – Güncelleme:
IşikBinyılı.Org kısa adıyla, 11 Ocak 2010 tarihinde Türkiye Dernekler kanunu çerçevesinde, dernek statüsüyle İstanbul merkezli dernekleşmiştir. Türkiye kapsamında yayın hakları bu tarihten itibaren IşikBinyılı.Org'a ve
uluslararası yayın hakları ise kardeş kuruluş statüsünde olan New York Merkezli yine "The Light Millennium'a aittir.
– Bircan Ünver, Kurucu ve Genel Yayın Yönetmeni, 1 Ocak 2018. | The Light Millennium'un İngilizce sitesinin cizgisinde; Tasarlayan ve Geliştiren: Bali & Bali Works

Bali & Bali Works