yelinTable 'lightmil_pelin.issues' doesn't exist Işık Binyılı | Sayı No:
   

Bircan Ünver

Düs'lüyorum, Oyleyse Varim! - 1 -

Bircan ÜNVER

ISIK BINYILI'nin yeniden yayin hayatina donüsüne ithafen...

Bircan Ünver, New York

Çok uzun bir süre, belki çeyrek bir asri askin, René Descartes’in (1596-1650) “Düsünüyorum, oyleyse varim” sozü, yasamimin iç dinamizmi ve rehberi oldu. Zaman zaman bu cümlenin anlami ile günlük yasamdaki islev ve düsündüklerimiz ya da düsündügümüzü sandiklarimizi gozden geçirmekteyim. Onlarin da ne kadarinin oz be oz bize ait ne kadarinin bilinc altimiza bir çok kanalla, tercihimiz ve oz bilincimiz disinda, beynimize ve ruhsal yapimiza kodlanmis olabilecegi üzerinde yeniden, yeniden düsünüyorum..

Ozellikle New School, Media Studies’de, televizyon yapimi üzerine master yaparken, Medya Teori dersinde okudugumuz (1997) Marchall Herbert Mc Luhan’in (1911-1980) Medya’yi Anlamak (“Understanding Media, 1964) kitabinda yer alan onemli sozü, “Ne’ye bakiyorsan, o’sun!” gorüsü ile Decartes’in, “Düsünüyorum, oyleyse varim”; Decartes’la Mc Luhan arasinda, 17nci ile 20nci yüzyil zamanlari arasinda düsüncelerimde sürekli bir vals halinde… Ikisinin de çok etkin, bilinçlenme düzeyine çok onemli katkilar kadar çok dogru saptamalari tasimasina ragmen, hala bana yetmeyen bir yani da var…

Bu iki farkli çagin düsünürlerinin, çok benimsedigim felsefeleri arasinda vals eden düsünceler sonucu, sanirim kendi aradigim yanita ulastim. Oyanit, ayni zamanda Isik Binyili'nin (Light Millennium) ana fikri ve global alternatif platformun dogusunun da temel taslari oldu.

Düsündügüm kadar varolabilecegim kadar,
Gordüklerimin, ben’ligimi olusturacagi ve
Seçtiklerimin ise kim oldugumu tanimlayacagi gibi,
Düs’lediklerimin de bunlara paralel, ozellikle düs’leri, düs olarak birakmak yerine, onlari gerçeklestirme pesine düstügüm ve de gerçeklestirebildigim oranda, var olabilirim daha dogrusu var oldugumu hissedebilirim, ana fikrine ulastim!

Bu yaklasimdan yola çikarak, elbette bu dort ana fikri, bir bütün olarak degerlendirmek gerekiyor. Her biri, birbirini tamamlayan bir dairenin dort temel dilimi/açisidir da ayni zamanda.

Ilk üç’e karsin, “düs”lediklerimiz en çok bizi olusturur. Çünkü yalnizca düs’ler tüm verili kaliplari, on yargilari, sinirlamalari, sosyal ve ekonomik yasam kosullarini, insan iliskilerini, cografyayi asacak güç ve içeriktedir.

Düs’lediklerimiz, en çok iç dünyamizin, bize dis dünyadan bagimsiz olarak dayattigidir ayni zamanda...

O nedenle, kosullar ne olursa olsun, iç dünyasinin izine düsen ya da düslediklerinin dayattiklarini hayata geçirme kanallari arayan insanlar, ruhsal ve beyinsel olarak tüm olasi manüpülasyonlara karsi, adeta “sir”lanmistir. Düs’lerin pesine takilmak, insani içsel ve düsünsel kirlenmelerden koruyan bir mikrop oldürücü ve ayni zamanda, dis dünyaya duyarli, antetleri açan uyarici bir ilaç islevini de gorür.


28 Agustos Pazar aksami, Manhattan’da Lexington Caddesi üzerinde yürürken, vitrinde gordügüm bir cümle, bu yaziyi yazmami atesleyen neden oldu. Vitrinde yer alan yazi:
“Ne giyiniyorsan, o’sun!”

Lexington Caddesi üzerinde, bayan elbiseleri satan bu dükkanin sahibi, belli ki Luhan’i okumus. Çok zekice bir yorumla, onu kendi dükkaninin ve amacinin slogani yapmis. Bu satiri okur okumaz, once gülümsedim… Subway’de (Metro) eve donerken, ayni cümle beni hem Decartes’a hem Luhan’a gotürdü…

Ayni zamanda, vitrinde yer alan cümleyi yeniden düsününce, dogrudan tüketime yonelik ve gorünüse yapilan harcama ile o harcama boyutunda var ya da kim oldugunun tanimlanacagi, felsefesinden bu kez rahatsizlik duydum!

Düsüncelerimizin ne kadari bize ait? Ne kadari bize ogretilenlerin etkisinde? Ne kadari din ve gelenek araciligiyla dayatildi? Ne kadari aile, okul, meslek, medya-reklam, ekonomik, bulunulan sosyal sinif ve siyasi sistem olmak üzere, dogus anindan baslayarak bin bir kanalla beynimize, kendi istem/bilinç disi islendi? Bu düsüncelerle, bize ait oldugunu sandigimiz düsüncelerin, çok ciddi ve büyük bir oraninin ise gerçekte bize ait degil, ancak dis kanallar tarafindan çok bilinçlice ve yasamin her evresinde kodlanmis ve kodlanmakta oldugu, kafami epeydir kurcaliyor…

Bir süre once izledigim, “What the bleep do we know?”*
adli bir belgeselden, bir günde kafamizdan en azindan altmisbin –yanlis hatirlamiyorsam!- ile altimilyon arasi birbirine benzer düsüncelerin sürekli bir devinim halinde donüp durdugunu, ogrendigimde, iyicene saskinlasmistim! Hala bu kadar büyük düsünce sayisi ve çesitliligini düsündükçe, bu rakami kafamin içine sigdirmakta zorlaniyorum…

Bu soyut bilgi, beni baska bir düsünceye sürüklüyor. Acaba uluslararasi uygulamali bir deneme yapilsa ve bu uygulamanin da üç amaci olsa:
1) Çok düsündügünü soyleyen ve bunu sürekli sozel olarak dile getirenlerden, farkli bes dogu ve bes bati üllkesinden olmak üzere, bin kisilik yazili bir grup çalismasi yapilsa.
2) Her biri kendi ana dilinden olmak üzere, bu bin kisilik grubun, on ülkeden ve 25-30, 30-35, 40-45, 50-55 ve 60-65 arasi, yas kategorinden ve her grupta esit oranda kadin ve erkekler yer alsa.
3) Yer ve zaman farkli da olsa, ayni uygulamanin birbiriyle koordineli olarak, bu tür bir grup çalismasinin on seçimlerinde, “düsünÿorum, oyleyse varim,” gorüsünün, daha once okumus, bilen, sempati duyan, benimseyen ya da sahip çikan olmak üzere, belirleyici kriterya olmasi ve bu kriteryanin soz konusu bin kisinin seçiminde, ortak baz olmasi.


Farkli grup, din, dil, yas, ve egitim düzeyi ve esit oranda kadin ve erkeklerden olusan bu bin kisiye, “hadi, ya bilgisayarinizin basina geçin ya da kalem ve kagidinizi alin, size üç gün süre ve bu üç gün içinde, siz’’ siz yaptiginizi düsündügünüz ve size ait ozgün düsüncelerinizi, dilediginiz formatta, bes ile on sayfa arasinda olmak üzere yazin, ve e-maille su adrese gonderin. Ingilizce disinda yazilan tüm yazilar, bire bir uzman bir tercüman grup tarafindan Ingilizce’de çevrilecek, dersek, acaba nasil bir sonuç alinir, çok merak ediyorum!!!

Gerçekte o bin kisiden kaç’indan, tamamen kendi ozgün düsüncelerini belirten ve o düsünceleri nedeniyle, kendilerinin de ozgün olduklarini; yazdiklarinin ozgünlügüyle kanitlayacak kaç yazi çikar!

Hele bu tür bir çalismaya katilan grubun daha once lise, üniversite, kolej odevleri disinda, yazi-çizi, medya, sanat dallarindan biriyle de dogrudan amator ya da deneysel boyutta dahi olsa ilgilenmemisse… Birbirini tanimayan ve tamamen farkli kosul, kültür, sosyal ve ekonomik düzeylerde yetisen bu bin kisiden, oz itibariyle acaba kaç tane orijinal ve Decartes’in vurguladigi gibi, ‘düsünüyorsun, oyleyse varsin,” dedirtecek, düsünce ya da yazi çikar?

Ve ayni grup çalismasini, bize uyurken gordügünüz rüyalari anlatiniz dersek… Ya da en çok gerçeklesmesini düslediginiz ve gerçeklesmeyecegini pesinen kabul ettiginiz için düsüncelerinizin uzak bir kosesinde ama yüreginizin merkezinde tasidiginiz düs’lerinizi yazin veya elinize sihirli bir degnek ve güç verilse ve en çok istediginiz üç sey’i yazili olarak dilediginizde gerçeklestirebilirsiniz, uygulamasini yapsak, eminim ki bu kategoride daha ozgün, hayal gücünün devreye girmesini saglayan ve yazarina ait ozgün yazilar çikacaktir…

Bu tür düsünsel bir karsilastirma, düsüncelerimizin ne kadarinin ozgün ve bize ait oldugunu tespit etmenin, edebilmenin çok güç olduguna, ancak düslerimiz ve düs gücümüzün daha çok bize ait ve ozgün oldugu noktasina getiriyor.

Iste bu noktada, o bayan giysileri satan dükkan sahibi gibi belki düslerimin gerçeklesmesine yeni enerjiler getirebilir ümidiyle, bu yaziyla ben de “Düs’lüyorum, oyleyse varim”i
sloganlastiriyorum:


*Ne biliyoruz? ya da Hiç bir sey bilmiyoruz seklinde çevirebiliriz. “Beep”, Ingilizce’de argo bir kelimenin karsiligi olarak kullanilmakla birlikte, “hiç bir sey” bilmedigimize dair bir referans da ayni zamanda.


Bircan Ünver, Isik Binyili, 28 Agustos – 16 Eylül 2005, New York

© Eylül 2005, IşıkBinyılı

© IŞIK BİNYILI e-dergisi; The Light Millennium bunyesinde kamu yararına ve kamu tarafından desteklenen yayıncılık ilkesiyle, 17 Temmuz 2001 tarihinde, Bircan Unver tarafindan, New York'ta kurulmuştur. Vergiden muafiyet statusune (501, (c) (3) ise 17 Temmuz 2001 tarihinden gecerli olmak uzere hak kazanmıştır. Bu sitenin içeriği kurucularinin izni olmaksızın kopyalanamaz. Sitenin tum icerigi "The Light Millennium"a aittir. Uluslarası telif hakları kanunlarıyla korunmaktadır ve her hakkı saklıdır."
Genel Yayin Yonetmeni: Bircan Unver
The Light Millennium'un Ingilizce sitesinin cizgisinde; Tasarlayan ve Geliştiren Bali & Bali Works

Bali & Bali Works