|
Nuri’nin Eşeği çoğu Nasreddin Hoca fıkraları gibi güldürücü, hem acı hem tatlı, ve insanı duygulandıran hikâyeleri anlatan bir kitap. Hikâyelerin ve olayların hepsi Sivas'ın Gürün kasabasının küçük bir köyünde geçer...
KİTAP
Anadolu'nun Bir Köydeki Anlatılmamış Hikâyeler & Yazılmamış Kurallar
Nuri’nin Eşeği çoğu Nasreddin Hoca fıkraları gibi güldürücü, hem acı hem tatlı, ve insanı duygulandıran hikâyeleri anlatan bir kitap. Hikâyelerin ve olayların hepsi Sivas'ın Gürün kasabasının küçük bir köyünde geçer. Fotoğrafları aynı köylü Fikri Küçük'den ve resimleri Tim Joyce'den, bugünki dünya basınının manşetleri içinde kaybolmuş seslerin duyulmasını etkin olarak sağlayan bir kitap.
Ekim 1982'de, o zamanki eşi Fikri ile birlikte Emily Bunker onun ailesiyle tanışmak için köye gitiği zaman, o köylülerin ilk karşılaştığı Amerika'lıydı. Köylüler, kadın, erkek, çoluk çocuk, herkes, Amerika'lıyı görmeye geliyorlar ve uzun uzun süzdükden sonra, sorular soruyorlardı. Emily'nin en genç görümcesi bazen kendini sorumlu hissederek, gelenleri dışarı çıkarıyordu. Fikri'nin dört yaşındaki yeğeni Yücel, Emily'e hayran kalarak: “gözün yeşil, saçın beyaz!” diye çığlık atıyordu. Birgün cesaret edip Emily'yi oyuncak arabası ile değiştirmek istediğini söyledi.
Farklı bir dünyada büyümüş olarak, “yazılmamış kurallar” Emily'yi bazen hazırlıksız yakalıyordu. Onun yeni ailesi Emily'den kayınpederi Nuri ile konuşmak için müsaade almasını beklemiyordu, fakat Köyde bazı geleneklere uymak kaçınılmazdı. Genel olarak, gelenekleri kesin uygulamak yerine, yeni akrabalar daha çok Emily'yi tanımak ve onunla kısıtlıda olsa ,Türkçe konuşmak için özen gösteriyorlardı. Özellikle zor olan, ne zaman biraz daha buyur ye teklifini nezaketle ve inandırıcı bir şekilde reddedebilmekti.
Kitapdaki “anlatılmamış hikâyelerden” biri de İsak adlı bir kişi hakkında. Bazen Köylüler biraz saf olduğu için İsak'a sık sık sataşırlar ve dalga geçerler. Bu hikayede İsak yaratıcılığı ve zekâsı ile herkesi şaşırtacak.
“Size İsak nehirden geçerken nasıl ayakkabısının bir tekini kaybettiğini anlatacağım,” dedi Hasan sevinerek. “O ayakkabısının bir tekini nehire attı, öbür kaybolan tekinin gittiği yere gideceği ümidiyle...”
“Bir dakika,” der Kel Halil Hasan'ın sözünü keserek, “Bende oradaydım. Bu hikayenin tamamı değil ve olay öyle olmadı.” Köy odasındaki herkes: “Devam et Halil Paşa,” der. Kel Halil devam eder: “Biz tarlada fasulye çıkarıyorduk. Nehrin öbür tarafında bir üzüm satıcısı geçiyordu. Biraz üzüm yemek istedik, fakat kimsede para yoktu. İsak dedi ki, “ben gidip fasulye verip üzüm alırım.” Biraz fasuliyeyi İsak küçük bir torbaya doldurup nehirin kıyısına geldi. Nehri geçmek için uzunca bir sopa buldu ve nehrin ortasına sopayı koyup atladı. Ne yazık ki, sopa nehrin tam ortasına kırıldı ve İsak suya düştü. Sonunda fasulye torbası kurtarılarak üzümcüye yetişip bir iki kilo üzüm aldı.”
Üzümleri yedikten sonra, arkadaşları İsak'a sordular: “Ayakkabıyın öbür teki nerede?” İsak devam eder: “Şimdi size olayın tam nasıl geçtiğini anlatayım. Ben nehrin içindeyken baktımki ayakkabım bir tarafta ve fasulye torbası diğer tarafta. Ayakkabıyı yakalamak için gitseydim fasuliye torbası belki de kayıp olacaktı. Eğer fasuliye torbasını bulduktan sonra, ayakkabı yakalamaya gitseydim üzümcü belki de gözden kaybolacaktı. Dolaysıyla, fasulye torbasını yakaladıktan sonra üzümcüye yetişip üzümü aldım, fakat üzümü siz yer bana bırakmazsınız diye ayakkabı aramayı işin sonuna bıraktım. Gerçekten, ben nehre düştüğümden beri ayakkabımın kayıp olduğunun farkındayım.”
Üzümü yedikten sonra, “Şimdi ayakkabımı bulacığım” diye İsak devam eder. Arkadaşlarından biri: “Bu imkânsız” der. “Ayakkabı suya düşeli en az iki saat oldu.” İsak devam eder: “Ben ayakkabımı bulacağım,” der ve ayakkabının öbür tekini de suya atar. İsak “O nereye gittiyse buda oraya gider,” diyeyerek ayakkabıyı nehir boyunca izler. Arkadaşlarından bir diğeri: “Senin ayakkabı şimdi komşu köye varmıştır” diye seslenir İsak'in arkasından. Sonunda ayakkabı bir girdapa gelip dönerken tamamıyle su ile dolup batar. Isak da ayakkabının arkasından suya dalar ve ansızın kendisini suyun dibinde bir çift ayakkabısının yanıda bulur. Köy odasındaki herkes gülmekten kırılırken, İsak devam eder: “Insan delikanlı iken böyle cesaretli şeyler yapabilir,” der.
* * * * *
Emily Bunker bir kez Anadolu köy ailesi gelini olmuştur ve Stanford Üniversite'si Antropoloji Bölümü mezunudur. Takriben on yıl hem Türk halk oyunları oynadı ve hem de öğreti. Secret Rules of the SAT Game adlı kitabın yazarı. Şimdi Massachusetts USA’de yaşamaktadır.
Çeviren: Fikri KÜÇÜK
© Temmuz 2008, IşıkBinyılı
|
|