|
Bir sure once, "Tarih'in sona erdigi" ileri surulmus idi. Soguk Savas cercevesinde ele alinan bir dusunce olup, ilgili "carpismanin" sona ermesi ile bundan boyle karsilastirmali tarih yazilmasina gerek kalmadigini, kazananlarin gorusunun tek gecerli gercek oldugunu vurguluyordu. Ya da oyle gosterilmesi isteniyordu.
"Turk Tarihi, Toplumlarin Mayasi, Uygarlik (1990)" ve "Kutluk Veren Bilgi Ve 26 Agustos'a Giden Yol (2000)" yazilarimda, Kutluk Veren Bilgi nitelikleri uzerinde gorus belirtmis idim. Aradan gecen sure icinde de Kimlikler [IDENTITIES: how Governed, Who Pays? (Carrie, 2001); Turkcesi: Etnik ve Toplumsal Kimlikler Nasil Olusur? (KaraM, 2005) Ceviren: Osman Karatay] kitabini yayinladim. Amac, Kutluk Veren Bilgi'nin gorevini ne yontemler ile yerine getirdigini ele almak idi. Bu arada, Kutluk Veren Bilgi ile ugrasanlarin ne tur yaklasimlarla ise girisebilecekleri de ana cizgileri ile oneriliyordu. Bu yonde en onemli ozelliklerden biri de, Kutluk Veren Bilgi'ye ulasmak icin butun verileri seslendirip degerlendirmeye almak geregi olarak ozetlenebilir.
Sonucunda, Tarih'in sonunun gelecegini savunmanin, gucluklerin otesinde bir agirligi oldugu gorusune vardim. Ancak, bu dusunce esliginde baska bir sorun secilmeye baslandi: Tarih ile ugrasanlarin gelecegi.
Once bir ornege goz atalim. 18ci yuzyilda Napoleon ordusu ile Misir'a cikmis idi. Amaci, Britanya Imparatorlugunun iki bolumu (Britanya adalari ve Hindistan) arasina Fransa olarak girip, Britanya Imparatorlugunun butun olarak yasamasini guclestirmek idi. Britanya Imparatorlugunun bu iki bolumu arasindaki yol, Misir ve Suveys Kanali uzerinden gectigi icin, Fransa acisindan, Avrupa ici guc dengesinin agirligini degistirmek bakimindan oldukca gercekci bir yaklasim idi. Napoleon yaninda bir uzmanlar toplulugunu da yaninda goturmus idi. 18. yuzyil'in onemli bilim adamlarinin bir bolumu bu toplulugu olusturuyordu. Amaclari, Misir maya'sini derinlemesine incelemek ve bulup ogrendiklerini dizinlestirerek dunyaya sunmak idi. Napoleon'un Misir cikartmasi bu acidan buyuk olcude basariya ulasti. Eski Misirlilarin kokenleri uzerine arastirmalar cogaldi. O surec icinde bir soru da dusunceleri kurcalamaya basladi: Gunumuz Misirlilari, Eski Misirlilarin torunlari midir?
Bu soru dogal idi, cunku varligi M.O 3000 ve daha oncelerine kadar uzanan Eski Misir ortalama M.O. Ucuncu yuzyildan bu yana Makedonyali Alexander'in, sonra Romalilarin, Araplarin, Memluklulerin ve Osmanlilarin yonetiminde kalmis idi. (Amiral Nelson'un Ingiliz Krallik Donanmasi ile Fransiz donanmasini 1798 de Nil agzindaki Ebubekir Korfezinde yenmesi ile, Misir usulca Ingiliz siyasi yonetimine gecti). Tarih ile ugrasanlar, bu sorunun karsiligini elyazma papiruslerden, tas yonma uzerindeki yazilardan ve cagdas gezginler, gozlemciler ve bilirkisilerin yazdiklarindan arastirmaya basladilar. Ortaya birkac yonde gorusler atildi. Her gorus'un karsi gorusleri de oldugu icin, yanitlar kolaylikla ak ya da kara olarak anlasilmiyordu.
Yakin yillarda, kisisel ozvarlik kayitlari (DNA) yordami ile yapilan arastirmalarda, gunumuz Misirlilarinin, Eski Misirli soydan geldikleri ortaya konulmus oldu. Baska bir deyis ile, Tarih ile ugrasanlar degil, yasambilimciler bu onemli soru'yu acikliga kavusturdular. Boylelikle, gunumuz Misirlilari dunya onunde atalarindan kalma yapitlar ve mayalari ile ogunebilir duruma geldiler. Dede Korkut kitabinda da belirtildigi gibi boy boylandi, soy soylandi, atalarinin yazdiklarinin dogrulugu ortaya konulmus oldu.
Napolyon'un yatak odasinin duvarlarini kaplayan kagitlarin icindeki yesil rengi olusturan arsenik zehirlenmesi nedeni ile oldugu; Arap yarimadasindaki, binlerce yil once yok olmus yerlesim alanlarinin gokyuzunde dolasan yapma uydular icindeki yer alti kalintilarini gorebilecek aygitlar yolu ile bulunmasi; Arizona eyaletindeki buyuk cukur'un binlerce yil once gokten dusen buyuk bir tas'ca kazilmis oldugunun delilendirilmesi, tarihciler degil, dogal bilimcilerin basarisi oldu.
Yakin surec icinde, Orta Asya'da yuzyillardir yasamakta olan Kazaklarin, kurgu bilim urunu sayilan Amazonlarin torunlari olup olmadigi Orta Asya disinda yasayan arastirmacilar ve bilim kuruluslarinca incelenmekte. Bu arastirmacilar da Tarihci degil. Bu arada, Kazaklarin, Z. V. Togan'in anlattigi gibi, Orta Asya'da daha once yasamis boylarin acilip-kapanmalari sonucu ortaya cikmis olduklarini da unutmayalim.
Bu durumda birkac soru sorulmasi kacinilmaz. Bu tur sorulara neden olacak gorusler, gunumuzde ortalikta dolasmakta:
-- Nasilsa gercekler ileride dogal bilimlarce ortaya cikarilacak. Neden ayrica kaynak ayirip tarih incelemesi yapalim?
-- Kitaplara, el yazmalarina gerek yok, kitapliklari kapatalim.
-- Insanlik bilimleri artik gecersiz, butun kaynaklar dogal bilimlare aktarilsin.
Dusuncelere konu olacak sorular da, yukaridaki goruslere "mi?" eklenmesi ile ortaya atilabilir.
Her bilim dal'I oz ana konularinda kalmayabilir, birakilmayabilir. "Ana Dal" bilimleri de degisime ugrayabilir. Ornegin, cografya yuzyillar boyunca (en azindan 1500 ile 1900 yillari arasinda) en gozde bilim dali idi. Gunumuzde NASA nin yaptigi calismalar turunde is goren Portekiz YonBulucular Okulu, Kessaf Beyzade Henry (1394-1460) tarafindan kurulmus idi. Bu okul'u bitiren YonBulucular, gemileri ile okyanuslari asip, dunyanin yuvarlakligini belgelediler. Karadan bilinen ulkelere denizden ulasip, yeni alisveris yollari actilar; eski alisveris yollarinin onemleri azaldi, develi kervan alisverisi yapan ulkelerin kazanclari buyuk olcude dustu. Geliri azalan bolgelerin siyasi gucleri azaldi. 20ci yuzyilin basina gelinceye dek, butun kitalara ayak basildi, daglari denizleri asildi.
Cografya bu sonuclari almis olarak en basarili duzey'ine vardiginda, diger bilmlerce yeni gelistirilen yontemler yordami ile harita yapimlarina gecildi. Ucak ve uydular ile alinan goruntuler, el ile cizilenlerden daha keskin oldugundan, cografyacilar, mesleklerini koruyabilmek ve gecimlerini surdurebilmek icin, baska yonlerde kendilerine is bulma cabalarina girdiler. Secim sonuclarinin bolgesel ayrisimlarinin dokumlerini yapmak, uretim ve ureticilerinin isletmelerinin bolgesel konumlarini belgelemek, suc isleyenlerin yogunlasimlarini saptamak gibi dal-budaklamalar cografyacilarin ilgi alanina girdi. Dolayisi ile, bugun icin, bir cografya bilim dalinin olup-olmadigi tartisma goturebilir.
Bir baska temel dali, Insan Bilimleri (Antropoloji), diger bilim dallari ile yaptigi yarisma sonucu, her yon'e buyudu. Artik yalniz 'ilkel' topluluklari arastirmiyor: doktor-hasta iliskilerinden salgin hastaliklarin dunya toplumlari uzerindeki etkilerine; iktisadi gelismelerin askeri yetenekler uzerindeki izlerinden, dilbiliminin insan dusunce ve duygularinin olusumuna kadar uzanan bilgisel dilimlerde uzmanlasiyor.
Ozellikle ABD deki Ingilizce bolumlerinde gorev yapmaya baslayan ogretim uyeleri, en kisa surede, Ingilizce disinda bir konu secerek arastirma yapmak ve sonuclarini yayin yolu ile dunyaya duyurmak icin kollari sivar. Ornegin: ABD Texas Tech Universitesinde kurulmus Turk Oykuleri Sandigi (ATON=Archive of Turkish Oral Narrative; http://aton.ttu.edu ) tohumunu atan Profesorler Uysal ve Walker Ingilizce konusunda doktora yapmislardi. Diger Ingilizce profesorleri gunumuzde daha cok felsefi konulara egilmektedirler, 'teori' gelistirmekle ugrasmaktadirlar.
Bu arada, Tarih'in Felsefe, Matematik, Fizik gibi diger bilimlerin tarihlerinin yazilmasina katkisi oldugu belirtilebilir. Cografya bilmeden tarih'in de icinden kolaylikla cikilamaz. Ancak, tarihci bu bilim anadallarina dolayli olarak katkida bulunur. Bu noktada, Olay Kayitcisi (vakanuvislik) ile Kutluk Veren Bilgi ugrasi arasindaki ayirismayi vurgulamak gerekir. Bu Kutluk Veren Bilgi ugrasi, tarihciligin otesinde calismalar yapmaktir.
Dunyanin gecmisi, kumeler arasi gerilimler ile doludur. Bu gerilimlerin gunu gunune kayit alinmasi ile, olaylarin derinlemesine incelenerek cikarilacak dersler arasindaki ayricaliklar Olay Kayitcisi ile Kutluk Veren Bilgi uzmani arasindaki ayricaliklardir. A ile B arasindaki catisma, Olay Kayitcilarinca sicagi-sicagina ve gunu gunune kaydedilir. Kutluk Veren Bilgi Uzmani (Kutadgu Biligci) dunyada olup bitmis ve yer almakta olan degisimleri, surecleri, birikimleri konumlarina yerlestirerek toplum icin yon ve yoneylem acilarindan arastirir. Buluslarini topluma genis kapsamli olarak aktarir. Toplum da, bunyesinde tartisma acarak, gerekli denetlemeyi yapar, secimlere giderek cozumler baslatir. Bu tur girisimde bulunmayan, bu tur Kutadgu Biligci yetistirmeyen toplumlar, diger toplumlarin etkisine ve vesayetine girer.
Kurgu Bilim icinde "geri yillara yolculuk araci," sevilen ve tutulan bir aygittir. Gecmis yuzyillara yolculuk edip, kitaplar, elyazmalarindan ogrendiklerimizi en azindan olaylari icinden yasayarak gorebilmek cok ic gidiklayici olabilir. Varligi, Kurgu Bilim'in baslangicindan bu yana ozlenmistir. Son on yil icinde ise, fizikciler bu tur bir aygitin ileride gerceklestirilebileceginden soz etmeye basladilar. Bu gun icin, basari ile yapilip-yapilamayacagi tartisma goturur. Gecmiste 'kesinlikle olmayacagi' ileri surulen olay be gerecleri bugun gunluk yasamimizda gordugumuz ve kullandigimizi unutmadan, bir dusunce uzantisina girebiliriz. Geriye yolculuk oldugunda, olaylar degistirilebilir mi? Bir torun gidip babasinin dogumunu onleyebilir mi? Sonucunda, olaylar ne denli degisip gunumuze akabilir? Bu tartismalar, dunya fizikciler toplantilarinda yer almaya basladigi gibi, iyi taninan fizikciler sozu edilen toplantilardan birinde "bu aygit'i gerceklestirdigimizde, tarihi degistirmeyecegimize soz veriyoruz" turunde demec vermek yetenegini kendilerinde gorebildiler.
Bilimlerin surekli olarak birbirleri ile 'konusmalari,' dusunce alisverisi yapmalari, birlikte cozumler uretmeleri sozkonusudur. Bu cok onemli bir noktadir: dusunce bir baslangictir. Olaylar cabuk ya da yavas olarak gerceklesecektir. Bu olaylar, toplumlarin secimlerine kalmis duzenlerde gelisir. Dusunceler, eninde-sonunda atilim'a gecmeyi ongorur. Bir surec yaraticiligi oncusudurler. Dusunce ya tam olarak dogmustur, ya da dogduktan sonra gelismesini surdurecektir. Bu da, dusunceyi ele alan toplumlarin gorgu ve yenek birikimleri kadar, ileri gorusluluklerinin sonuclarini kapsar. Dolayisi ile, toplumca ve Kutadgu Biligcilerce denetlemesi yapilmayan dusuncelerin ardindan gitmenin ne gibi sonuclar verebilecegini dusunmek gerekir.
Once Tarihcinin ne olup-ne olmadigina ozet olarak bir goz atmak yararli olabilir. Ilk "yazili tarih" in Thucydides ce ele alinan, M.O. 4cu yuzyilda yapilan Peloponez savaslari uzerine oldugu ileri surulur. Olaylari vakanuviscesine anlatir. Buna karsi Halikarnasli (Bodrum) Herodot'u (M.O. 5ci yuzil) Thucydides'e karsi gosterenler olabilir. Ancak, tarih yazan kisinin kimligi ve baglantili oldugu kumelerin tarih yazimlari uzerine olan etkilerinin de dusunce ve denetleme yontemlerince degerlendirilmesi gerekir.
Aradan gecen yuzyillar icinde, pek cok 'tarih' yazilmistir. Bunlarin cok buyuk bir bolumunun 'gazavatnama' 'fetihnama' ve 'soylama' uzerine olabileceklerini unutmamak gerekir. Bu tur yazarlarin bir bolumunun, yoneticilerin ve hukumdarlarin verdikleri maas ile ya da icinde yasadiklari topluluk birimlerini yonetenlerinin yararina calistiklari gozden kacmaz. Romali Tacitus (M.S. 1ci yuzyil), Kuzey Afrikali Ibn Haldun (1332 - 1406) belki de tarihten ilk ders cikarmayi basaran, ve buluslarini dunyaya sunan tarihcilerdir.
Avrupanin M.S. 5ci yuzyil sonrasi 'karanliga gomulmesi' sirasinda yazilanlarin tarih olup-olamayacagi uzerine degisik gorusler ileri surulmustur. Ayri konudur. 1789 Fransiz Ihtilali oncesi ve sonrasi surecinde Avrupada yazilmaya baslanan tarihlerin, Avrupanin gelismesine buyuk katkida bulundugu ise kacinilmaz. Cunku, tarih, yalniz dusuncelere degil, duygulara da agirligini koyar. Sonucunda, veri olarak dogru olmayan 'bilgi'ler de dogru ve gercek imiscesine toplumlarin bellegine siringa ile sizdirilmis gibi gorev yapar. Bu tur duygu temelli tarihler 'Yanlis Hesap Bagdat'tan Doner' deyimi uyarinca ileride bir gun ortaya cikarilirsa da, is isten gecmistir. Bir yapay bellek ve yapay bilim olusturulmustur. At'I alan Uskudar'I gecmistir. Yanliz bir ulus ya da toplum degil, komsulari ve insanligi da boyunduruk altina sokabilecek tohumlar atilmistir. Cunku, tarihi anlayabilmek icin, tarih uzerine yazilmis tarihlerin, insan topluluklari uzerindeki etkilerini gozden kacirmamak gerekir. "Gercek" tarihler kadar, bu tur kurgu-bilimsel tarihlerin gelecek uzerindeki etkisi cok buyuk boyutlardadir.
Leopold von Ranke (1795-1886) nin tarih'I 'duzenli ve yandassiz' olarak ele aldigi ve bilimsel olarak yonlendirdigi genellikle kayitlara gecmis bir yaklasimdir. Bu anlayis, ortalama Ikinci Dunya Savasi sonrasina kadar surmus, sonra da "Gundeslik Otesi" (post-modern) gibi bir yaklasimin varligindan soz edilir olmustur. Bu en yeni tutum, hicbirseyin temelinin olmadigi ve gerceklerin kisilere gore degistigi varsayimi uzerine kurulmus gorunmektedir.
Bu durumda, toplumlarca bugunedek bilinen her tur 'tarih' yaklasimlarinin temeline kibrit suyu dokuldugu gibi, birbirleri ile uyusmayan bilgilerin tarih adi altinda temcit pilavi gibi ortaya surulmesi kacinilmaz olmustur. Artik her turlu dusunce, gorus ve istek, tarih adi altinda surum'e girebiliyor; bu baslik altinda iceriklerinin gercek oldugu ileri surulebiliyor.
Dolayisi ile, yukardaki gelismeler isiginda ancak iki yol gorunebilir:
Tarih'in gercekten son'u gelmistir, dolayisi ile Tarihcilere artik gerek yoktur;
Ya da, 1990 da (yukarida adi verilen yazi) onerdigim gibi, tarih'I Insan Bilimlerden, Hayvan bilimlerine kadar A dan Z ye genis bir yellek icinde ele almak, tarihi verileri bu bilimlerin birikimleri yardimi ile denetlemek, alinan sonuclari karsilastirmali olarak toplum'a sunmak.
Bu noktada "tarih kesinlikle yansiz ve yandassiz olur mu" sorusuna da karsilik aramak gerekir. Cunku, buraya kadar, 'yandaslik' aramadan, gerceklerin arastirmasi uzerinde durduk. Sorumuzun karsiligini ise, cevremize bakarak alabilecek durumdayz. Baska bir deyis ile, once yazilmayan tarih'in getirdigi eksikliklerin cizelgesinin cikarilmasi yanit vermeye yeterli olacaktir.
Boylece, geriye, ilk sordugumuz soruya donuyoruz: tarihciligin sonu geldi mi? Yerine Kutadgu Biligcilik gelecek mi? Gelmesi gerekir degil; gelecek mi?" Bir soru daha ekleyelim: Gelmez ise, ne olur?
Bu soru'ya en iyi karsiliklardan birini, Benjamin Franklin vermistir. 4 Temmuz 1776 gunu, Amerika'nin Bagimsizlik Bildirgesini imzaladiktan sonra, Franklin Filadelfiyadaki toplantidan cikar. Kapi onunde kendini bekleyen bir kume bulur. O siralarda, bir kesim Amerikali, Baskomutan George Washington'un Kral olmasini istemektedir. Kral, kralligi gerektirecegi icin, en buyuk soru "kuracagimiz yonetim duzeni ne olacaktir; krallik mi, cumhuriyet mi?" Franklin karsilik verir: "Cumhuriyet, hanimefendi; Eger koruyabilirseniz."
© Şubat 2006, IşıkBinyılı
Yazarın Diğer Yazıları
Bütün Yazıları »
|
|