OTANTİKLEŞTİREMEDİKLERİMİZDEN MİSİNİZ?

Yazdır
Üst Kategori: Tüm Sayılar Kategori: Sayı: 25
Yayınlanma: Perşembe, 08 Eylül 2016 UĞUR AKINCI tarafından yazıldı.

dogum-gunu-pasta-resmi[Giriş Notu: Uğur Akıncı'nın kendi kaleminden aşağıdaki "Otantikleştiremediklerimizdenmisiniz? adlı hikayesini, Doğum Günü'ne ithafen yayınlıyoruz. Sevgili Uğur Bey: Doğum Gününüzü kutlar, sağlık ve mutluluk içinde yeni ve bol şiirli ve öykülü nice nice doğum günleri dileriz… IşikBinyılı.Org]

Mıstığın Tony Soprano ile başı dertte. Sabah kapıda iki adet tık-tık. Mıstık sandı kapıcı ekmekle gazeteyi getirdi. Kapıyı açmasıyla beraber Tony daldı içeri avanesiyle. Yanında manyak kuzeni Christopher. Koca kafalı Paulie yine üzerinde yaşına yakışmayan pahalı bir eşofman takımı, kırışık boynunda altın kolyeler.

Vay Tony abim, hoşgelmişin sefalar getirmişin!” diye davranmak istedi Mıstık ama Tony ciddi.

“Yılışma lan!” dedi Tony ve Mıstığın kalbi çıt diye kırıldı ortasından. Hangi TV izleyicisi dayanabilir böyle bir tokata?

Sopranolar New Jersey’in azılı Mafya ailelerinden. Televizyonda altı sezon kapalı gişe oynadılar, haklarını teslim etmek lazım.

Yiğidi öldür, hakkını yeme” dedi Paulie, Mıstığın düşüncesini okuyarak.

İyi ki bizimkiler hala uyanmadı diye geçirdi içinden Mıstık.

Abi ben n’aptım sana yaa, niye gerdin beni sabah sabah?”

Christopher sapığı camlı büfedeki gümüş resim çerçevelerini gocuğunun ceplerine tıkıştırıyordu.

Ulan kerkenez, kim sana benim gibi oturup kalkma hakkını verdi?!” diye gürledi Tony.

Abi valla affet farkında bile değilim, nasıl yani?”

Son iki yıldır hep böyle yayılarak yan-paça oturuyor musun oturmuyor musun?”

Mıstık ses etmedi.

Otobüste vapurda dolmuşta böyle bacaklarını camız gibi açabildiğin kadar açıp oturan sen değil misin?”

Mıstık kafa salladı korku ve şaşkınlığından.

İşte o havalar tafralar hep benim, senin falan değil! Hepsi ücrete tabi. Telif hakkını ödedin mi?”

Ayrıca her ay için de stopaj ödemen lazım” diye lafa karıştı Christopher. Tony bir bakış attı, jilet gibi kesti kuzenini.

Paulie hiç beklenmedik bir çeviklikle arkadan şah damarına kerpeten gibi bastırdı Mıstığın.

Abi valla bizim evde bütün ödemeleri hanım yapar...” diye inledi Mıstık.

Makbuzun nerede?” dedi Tony.

Mutfakdaki çekmecede, galiba...”

O sırada Hediye göründü salonun kapısında yumuk gözlerle.

Musta, n’oluyo allaşkına?”

Makbuz...” diye inledi Mıstık.

Ayol bu saatde hayrola?” Christopher şamdan ve kül tablalarını da toplamaya başladı. “Haciz memuru mu bunlar?”

On dakika sonra Mıstık aralarında karga tulumba Tony’nin bir Abrams tankı kadar gereksiz Cadillac Escalade'i ile beraber yola çıktılar. Christopher direksiyonda. Tony de canı ne zaman çekerse arkaya dönüp Mıstığın suratına şaplağı indiriyor.

Ulan allahsız, biz burada onbaşının eşşeği miyiz?! Varmı öyle bedavadan kimlik kullanmak?” Tony’nin öfkesi dinecek gibi değil. Şaaak bi tane daha!

İster misin yarın da “Muhteşem Yüzyıl” ekibi kapıya dayansın? diye titredi Mıstık. Bir önceki Perşembe akşamı sofrada biber dolmasının yağını tuzunu eksik bulunca “kendini Kanuni mi sandın?” diye diklenmişti Hediye.

KİMLİK İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ’ne gelince yeraltı garajına daldılar. Asansör. Yirmiyedinci katta indiler. İlk Yardım’dan beter... ağlayanlar sızlayanlar... Tony Mıstığı kulağından tutmuş vezneye doğru sürüklüyor. Paulie de yetiştikçe arkadan kıçına tekme atıyor.

Koridor ve bekleme salonu anacık babacık günü, tanıdık simalarla dolu. Rahmetli Einstein’dan (altmış yıldır tek bir ti-şörtden telif alamadı) Türkan Şoray’a kadar herkes omuz omuza, ellerinde şikayet dilekçeleri, sıralarını bekliyorlar.

Veznedeki memur Mıstığın elektronik kayıtlarına baktı.

Sayın Soprano, evet, haklısınız, Mustafa Bey sizin hal ve tavırlarınızı satın almamış...” Tony Mıstığa öyle bir baktı ki duvar olsa yıkılır.

Ama” diye devam etti memur, “kiralamış. Mustafa Bey, siz dar gelirlisiniz değil mi?” Eskiden böyle sorular ulu orta yerde sorulmazdı ama son yıllarda herşey açıldı saçıldı epey değişti.

Evet” dedi Mıstık.

Tamam, o zaman seksensekizinci kattaki Geçici, İğreti ve Uçuk Kimlik Kiralama Dairesi’ne gideceksiniz. Orası Özelleştirme Bakanlığı’nın açtığı yeni bir daire. Dolar, Yen ve ayni ödeme dahil herşeyi kabul ediyorlar, yeterki derhal ödeyin.” Sırıtınca altın kaplama dişi ışıldadı.

Hoppalaaa...” dedi Tony ama kuyrukdaki yerini hemen Hitler almıştı. Yanında iki tane elma yanaklı genç vardı.

Bunlardan birisi benim bozuntum olmak istiyor, öbürü de bıyığıma takılmış” dedi Hitler, Tony’i teklifsizce yana dirsekledikten sonra. “Aslında halim selim bir tip, eczacılık falan okumuş ama tutturmuş işte Hitler Bıyığı bırakacağım diye...”

Kolay” dedi altın dişli. “İyi günde geldiniz. Bugün indirimli tarife uyguluyoruz. Yoksa bozuntu olmak için müşterinizin bankadan kredi alması bile gerekebilirdi.”

Tony” dedi Christopher elindeki klipsli kâğıt altlığına bakarak, “daha sırada ziyaret etmemiz gereken epey kişi var. Erzurum’da beni taklit eden bir berber var. Telif ödemeden uyuşturucuya başlamış. Paris’de bir antropoloji profesörü Carmela’ya benzemek için ameliyat üzerine ameliyat yaptırıyor. Maryland’de şair geçinen bir maydanoz var, tek bir episodumuzu kaçırmadığı gibi hepimizi de sevmeye başlamış galiba. Karısı şikayetçi.”

Fesüphanallah!” dedi Paulie cep çakısıyla tırnaklarını temizlerken. “Hemen müdahale gerek.”

Mıstık bir fırsat penceresinin açılır gibi olduğunu sezdi.

Abi yoruldunuz, size şöyle birer buçuk Ali Nazik ısmarlasam, yanına şalgam suyu, sonra künefe?”

Kleopatra ile Greta Garbo aynı kadının kollarına yapışmışlar, ikisi de “baygın bakış” hakkı istiyorlar.

Tony’nin bedava yemeğe hayır dediği görülmüş şey değildi.

Garson kebapları getirdi, bir tabak da roka, müessesemizin ikramiyesi.

Bak oğlum” dedi Tony Mıstığa, “işimiz olmasa yanmıştın ama gazlamamız lazım.” Künefeden sonra kürdanla dişlerini karıştırıyordu. “Şimdi bak, efendi davrandın, ben de seninle ona göre konuşacağım.”

Bana tek kişilik lisans yeter.”

Paulie alaycı bir yarım kahkaha patlattı: “Havada bulut, sen onu unut!”

Olmaz” dedi Tony “çünkü bizim de patronumuz var ve anlatamayız niye bedava lisans dağıttığımızı.”

Ama ben kira ödedim?”

Hepsi korsan işler! Var mı öyle üç kuruşa poz kesmek ve ben-şuyum-buyum diye karizma yapmak?”

Bi yolunu bulsak be güzel abicim benim? Bütün mahalle bilir benim sağda solda nasıl oturduğumu, kolumu nasıl iskemle koltuk arkasına attığımı. E yaş da gelmiş kırkdörde yani. Kolay değil bu yaştan sonra değişmek.”

Sana günlük paso vereceğiz, tamam? Günde bir kere ve sadece bir kere Mafya babası gibi oturup kalkabilirsin, anlaştık?”

Paulie Mıstığa öyle bakıyorduki sanki yiyecek. Sopalamak için bahane arıyor.

E madem öyle...”

Bir şart daha var. Arkamızdan birileri gelip bizi sorarsa görmedim duymadım diyeceksin çünkü sen bakma, biz de sağdan soldan derleme adamlarız aslında.” Tony yanında çalışanları yeri geldiğinde ezmekten özel bir zevk alan bütün kötü adamlar gibi diş etlerini göstererek sırıttı Paulie ve Christopher’a.

Devam etti: “Mesela bizim Christopher geçen ay Broadway’de Caligula’yı oynadı. Onun için kimbilir bugün sana o eserden arakladığı hangi sapıklığı yutturdu kendi malıymış gibi? Paulie de bir Atlantic City gazinosunda gorillik yapıyordu bu rolü kapmadan önce. Az adam dövmedi oralarda iyi sıhhatde olsunlar. Yani o çoğu zaman rol bile yapıyor sayılmaz ama yine de belli olmaz tabiki.”

Günlük pasoyu ihlal edersen...” Christopher bir hırıltı sesi çıkardı ve parmağını boğazını keser gibi soldan sağa çekti.

Kapıdan çıkarken Paulie garsonun gömlek cebindeki ucuz Bic marka tükenmez kalemi göstere göstere sanki yavaşlatılmış bir filim gibi hiç acele etmeden çekip kendi eşofmanının cebine attı. Sonra da garsonun yanağından hızlı bir makas aldı.

Tony Caddilac’a binip ayrılmadan önce Mıstığı dostça kündeledi ve kucaklayıp ayaklarını yerden kesti. Hah işte Tony Soprano buydu arkadaş – kızdımıydı insanın gırtlağını garot teliyle kesen ama sevdimiydi de bol kepçe seven. “Acaba ben Tony’yi babamla mı karıştırıyorum?” diye düşündü Mıstık. Omuriliğinin kütürdediğini hissetti. Güzel bir duyguydu. Fena değildi. Herkes zaten herkesi bir başkasıyla karıştırmıyor muydu? Mıstık gerçeğe bir adım daha yaklaşmış sayılırdı belki de.

Cadillac trafiğe karışıp kaybolmadan önce Tony dazlak kafasını pencereden çıkarıp “Hediye Yengemize hürmetler!” diye bağırdı.

O akşam Hediye tuhaflığı hemen sezdi.

Sen niye öyle bir acayip oturuyorsun?” diye sordu Mıstığa. Televizyonda Trabzon-Dortmund maçı vardı.

Nasıl oturacaktık?”

Bilmem? Sanki kız gibi, böyle dizlerini bitiştirmişsin, ellerin dizlerinde. Saate bakıp duruyorsun ikide bir. Hayrola?”

Yav senin işin yok mu allasen? Git işine.” Hediye burun kıvırıp içeri geçti.

Trabzon yine bir gol kaçırdı. Mıstık çayı nerdeyse üzerine dökecekti. Sinkafı bastı.

Saat yediye üç vardı. Üç dakika sonra, sadece üç dakika sonra ohhh bacaklarını açacak ve istediği gibi, daha doğrusu aynen Tony gibi, kimseye hesap vermeden ve kimseden korkmadan yayılabildiği kadar yayılıp oturabilecekti. Daha şimdiden o erkeklere mahsus fütursuz yayılma ve kaplayabildiği kadar yer kaplama özgürlüğünün sarhoşluğunu hissediyordu benliğinde.

İki dakika. Trabzon bastırıyor.

Ama bu konturatak da nereden çıktı?

Bir dakika daha...

Aubemeyang’ın şutu Trabzon ağlarına doğru yola çıkarken... kapı çaldı ama öyle böyle bir kapı çalması değil. Israrlı ve terbiyesizce bir kapı çalması.

Mıstık benliğinin mahzenini yoklamaya başladı: acaba kim gibi kızsam? Hani o bir maçta tepesi atıp kendine yuh çeken seyircilerin arasına dalan kızgın kaleci gibi mi? Takımı yenildiğinde oyuncularını tokatlıyan o meşhur antrenör gibi mi? Babam gibi mi? Yoksa tamamen orijinal, daha önce hiç görülmedik, sıfır kilometrede gıcır gıcır bir Mıstık kızması mı?

Hediye uzattı kafasını salon kapısından. “Gel hele” dedi, “seni istiyorlar.”

Kapıda orta boylu, tıknaz, esmer ve köfte dudaklı, beyaz pardösülü, yine beyaz fötür şapkasını elinde saygıyla tutan bir adam. Herhalde otuzbeş kırk yaşlarında.

Kartvizitini uzattı: “Al Capone – Antika Eşya Kolleksiyoncusu – Şikago, ABD

Tony Soprano burada mı?” diye sordu antika eşya kolleksiyoncusu.

--------------------------------------- 

#ugurakincihikaye

UĞUR AKINCI: ŞİİRLERİNDEN BİR DEMET | 2016


Pasta resmi ©http://yemekresimli.com/

©2016 - Uğur Akıncı  IşıkBinyılı.Org sitesinde 8 Eylül 2016 tarihinde yayınlandı. http://www.isikbinyili.org


Yorumlar (0)

500 karakter kaldı.

Cancel or

joomla 1.6 templates free

©IŞIKBİNYILI.ORG'un e-yayını; The Light Millennium bünyesinde kamu yararı;na ve kamu tarafından desteklenen yayıncılık ilkesiyle, 17 Temmuz 2001 tarihinde, Bircan Ünver tarafından, New York'ta kurulmuştur. Vergiden muafiyet statüsüne (501, (c) (3) ise 17 Temmuz 2001 tarihinden geçerli olmak üzere hak kazanmıştır. IŞIK BİNYILI'nın konsept ve vizyonu "Lightmillennium.Org" bünyesinde ilk kez web ortamında Ağustos 1999'da tanıtılmıştır. Ocak 2000 ila Eylül 2005'e değin Lightmillennium.Org bünyesinde yayımlanmıştır. Sonbahar 2005 tarihiyle isikbinyili.org" alan adı ve bağımsız sitesinde yayındadır. Aynı zamanda, 11 Ocak 2010 tarihi itibariyle de Türk Dernekler Kanunu çerçevesinde, İstanbul merkezli olarak kurumlaşmıştır.  Bu sitenin içeriği kurucularının izni olmaksızın kopyalanamaz. Sitenin tüm içeriği Türkiye'de "IŞIKBİNYILI.ORG"a, uluslararası da "The Light Millennium"a aittir. Uluslararası telif hakları kanunlarıyla korunmaktadır ve her hakkı saklıdır."  2005-2011 Pelin Bali tarafından tasarlanmıştır.  2012/23-25.nci sayılar ise Tülün Ulusoy | OdakSevgi.Biz -  tarafından yeni bir platformda kurulmuş ve geliştirilmiştir. Bu sitenin web-hosting'i ise Ağustos 2011-2014 arasında Horon Solutions tarafından sağlanmıştır. | Kurucu Başkan ve Genel Yayın Yönetmeni: Bircan Ünver         E-posta: Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. |  http://www.isikbinyili.org ©1999-2016

By Joomla 1.6 templates free