ATATÜRK TÜRKİYE'Sİ, BİRLEŞMİŞ MİLLETLER VE BİR ÖDÜL'ÜN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ...

Yazdır
Üst Kategori: Tüm Sayılar Kategori: Sayı: 25
Yayınlanma: Salı, 18 Ağustos 2015 Bircan Ünver tarafından yazıldı.

[Giriş Notu: Yayına hazırlanmış, ancak yayınlanmamış ve bir yıla yakın süredir server'da bekletilmis bir yazıdır.
Amerika çapında da olsa, çok sembolik ve özellikle de "kamu/toplum yararına medya amaçlı" programlara ve kurumlara 34 yıldır verilmekte olan "Ulusal Hometown Medya Ödülleri"nden, Bağımsız Yapımcılar/Eğitim Kategorisinde ki ödülü, "Binyılın Kalkınma Hedeflerinin Öncüsü: Atatürk" Konferansının "Üst Düzey Açılış Programı'ndan üretmiş olduğum program ile alma onuruna haiz oldum.

BİRLEŞMİŞ MİLLETLER'İN, 2030 İÇİN SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA HEDEFLERİNİNDE, HALEN  "İNSAN" İLE ÖZELLİKLE DE SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA İÇİN, KÜRESEL İŞBİRLİĞİ HEDEFİNDE, "BARIŞ" KAVRAMLARI NEDEN YER ALMIYOR???

Uzunca bir alt başlık... 

Tüm yazmak istediklerimin yoğunlaşmış bir özeti de denebilir...

Özellikle de "Binyılın Kalkınma Hedeflerinin Öncüsü: Atatürk" konferansının AÇILIŞ BÖLÜMÜnü, BKH'nin Sekizince hedefi olan, "Kalkınma için Küresel Ortaklık" ile Atatürk'ün "Yurtta Sulh, Dünya'da Sulh" sözünün o dönemden günümüzde çok daha önlem ve anlam kazanmıştır. Bunun ötesinde, Atatürk, sadece kendi yaşadığı dönemde değil, bütün zamanlar için geçerli, dünyaya örnek kurucu ve uygulayıcı bir liderdir.

 Türkiye'de ülke olarak, belki de yeryüzünde, "uluslararası barış, dostluk, siyasi ve ekonomik işbirliği-gelişme" hedeflerinin de temellerini atmış ve yaşamının ilk on beş yılında, bu hedefe doğru, önemli mesafeler kat edilmiştir.

Ancak, her nedense, Atatürk, yeryüzünden ayrılır ayrılmaz, çok hızlı ve yoğun karşı bir kampanya ile adeta tüm yapılmış olanlar, yıkılmaya ve tümden ortadan kaldırılmaya çalışılmıştır...

Ve taaa 1940'lardan başlayan o uzun ve çok planlı yapılanı ortadan kaldırma planlarının, çok sağlam ilkeler, yasalar ve ulusal gelişme ve kalkınma programlarıyla atılmış olan adımlar, asılmış güçlükler ve kotarılmış başarılar; belki de 1940'lardan itibaren temel taşları ve çivileri bir bir yerinden oynatma ve bunun sonucunda da tümden ortadan kaldırma hedeflerine dönüştürülmüştür adeta yıllar içinde ve her on yılda bir; ülke daha ileriye gideceğine - insanı ve teknolojik gelişmeye, tarıma ve kendi kendine yeterliliğine yatırım yapılacağına; elde olan ve ülkeyi ve ülkenin insanını ayakta tutan herşey ve her kurumun çivisi sokulmuş ve sistem, ülke ve devlet yönetim biçimi ve insan yapısı, sosyal dokusu; geriye doğru, sözüm ona ekonomik gelişme - kalkınma yaftası altında sokulmuş, ülke insanının elinden alınmış ve elden çıkartılmıştır...

Bu fikirlere özellikle günümüz politik ikliminde çoğunluk yada bazıları katılmayacaktır... katılmayabilir..

Ancak, Birleşmiş Milletler'in 2000'den beri dünya çapında ortaya koydu ve bir eylem planı çerçevesinde ve ulusal ve global baz da başarılmasını hedeflediği her bir konu da; Türkiye, özellikle de gelişmekte olan ülkeler ve İslam Dünyası içinde, tüm geriye atılmış adımlar ve çivileri sökülmüş ve temelleri sarsıtılmış olan sağlam yapılara rağmen; 21.nci yüzyılda da; ülkenin doğal, yer altı ve yer üstü kaynaklarını - zenginliklerini satarak değil, insanın ekme-biçme ve tarım ve hayvancılık ile kendi kendine yetme ve yaşamını idame ettirme kapasitesini elinden alarak ve doğrudan üretmeden - kazanamadan tüketime - alıma - borçlanmaya zorunlu bir toplum, ülke yapısı oluşturulmasıyla; gerek BM'nin 2000 yılının Kalkınma Hedefleri ve gerekse 2030 için programa alınmış olan Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri'nde; Türkiye, tüm "gelişmiş bir ekonomiye sahip olduğu" iddialarına rağmen, "insan"ı gelişmesi, kız ve kadın çocuklarının temel hakları, ortaçağ'ın gerisine itilmiş ve karanlıklara sürüklenmiştir...
Bunu da ekonomik, dini ve töresel baskılarla, sanki kız çocuklarının, kadınların, annelerin kendi doğal seçimleriymiş gibi dayatılması ve hatta bunu "din adına ve siyasi dönüşüm amaçlı yetiştirilmiş bayan din'i militanlarla" sanki kız çocukları, genç kızların ve toplumun da ortak talebi gibi baskıların ve toplumu şekillendirmelerin katmerlenmişi dayatılmıştır...

Bu süreç, yine sözüm ona ekonomik kalkınma ve Orta Doğu'da bölgesel güç olma hedeflerine rağmen, en başta komşu ülkeler ile "din"i dogmalarla; sadece ülkeyi değil, komşu ülkeleri de şekillendirme, biçimlerndirme ve müdahalelerle; hem ülke kendi içinde hem de komşu ülkelerle, sürekli bir gerilim ve iç savaş ve komşu ülkelerle her an savaş çıkma noktasına getirilmiştir!

Ülke içi sürekli PKK - azınlıklar ve Kürt konusu kurcalanarak, palazlandırılarak, ülkenin barış içinde insani gelişimini tamamlamasına izin verilmemiştir...

Oysa, ülke dışarıdan bir saldırıyla, çok şükür, karşı karşıya bırakılmamıştır...

Oysa, ülke ve kurucusu Atatürk, kendisini topyekün yok etmeyi hedeflemiş olan dış güçlere ve ülkelere rağmen, olağanüstü bir yaklaşım ve uygulamayla; dün kendisini dünya tarih sahnesinden topyekün silmeyi hedefleyenleri, bir sonraki gün; dostluk, siyasi, ekonomik ve ticari ilişkiler kurmak ve geliştirmek üzere barışa davet etmiştir ve bunu da hayata geçirmiştir!

Türkiye'deki siyasi uygulama ve yaptırımlarla siyasi dinamikler, adeta bize ait olan her bir değeri orta çağın da gerisine topyekün ittikten sonra, bugün İran veya bazı Arap ülkelerinde olduğu gibi, sonra demokrasi, özgürlük benzeri vaatlerle, taaa 1923'lerden itibaren hücrelerimize ve kanımıza işlemiş-yerleşmiş olan tüm kavramları, ithal etmek mi zorunda kalacağız veya bıraklacağız!!!

Özellikle de konferansın Açılış Bölümü, Atatürk'ün "Yurtta Sulh, Cihanda Sulh" sözünün de kanımca günümüze uyarlanmış bir versiyonu olan MDG#8'e, Gelişme ve Barış için Küresel Ortaklık'a "Global Partnership for Development and Peace" ithaf edilmiştir. Bu noktada, küçük bir detay olabilir. Ancak önemli bir detay olarak burada vurgulamak/altını çizmek gerek. Zira, MDG#8, "Global Partnerships for Development" dir. Oysa biz gerek konferansın Açılış Bölümü'nü ve gerekse Açılış Bölümü'nden ürettiğim altı bölümlük mini televizyon serisini, "Global Partnerships for Development & PEACE"e ithaf ettik.

Bu da yine, "Yurtta Sulh, Cihan'da Sulh" sözüyle doğrudan ilişkilendirilmiş olmakla birlikte, Birleşmiş Milletlere'de bir bakıma bu eksikliği hatırlatan ve giderilmesi amaçlı bir önermedir de... Aksi halde, gerek "development/gelişme" gerekse "global partnerships/küresel ortaklık" kavramlarının her zaman söz konusu ülke ve toplum genel yararına işlemediği - kullanılmadığı ve hatta çoğu zaman "gelişme" ve "küresel ortaklık" kavramlarının yerel halkın ve ülke insanının aleyhine, üstelik gerek hükümet gerekse yerel yönetimler işbirliğiyle ve kendi yerlerinden - barklarından binyıldır yaşadığı topraklardan, sularından - evlerinden uzaklaştırılmasına neden olduğuna dair gerek kendi ülkemizde gerekse dünyanın bir çok yerinde sıklıkla; özellikle de yerel ve bölge halkının aleyhine işleyen ve onların yaşamının "gelişimi-sürdürülebilirliği" değil tam aksine; onların yaşamını tehdit eden ve kendi kendine yaşamlarını idame ettiribilecek doğal ve temel kaynakların da ya ellerinden alındığına veya kurutulmakta olduğuna da; maalesef MDGs'e rağmen, 2000 yılından beri, üstelik artan bir dozda tanık oluyoruz.

O nedenle, SÜRDÜRÜLEBİLİR GELİŞME İÇİN KÜRESEL ORTAKLIK'da BARIŞ/TOPLUM-ÜLKE VE DÜNYA BARIŞINI HEDEFLEYEN, BARIŞ KELİMESİ EKSİK OLURSA; SONUÇ DA BUGÜN GEREK ÜLKEMİZDE VE GEREKSE DÜNYADA İÇİNDE BULUNDUĞUMUZ VE DAHA KARMAŞIK VE ADETA TEK YÖNLÜ BİR KÜRESELLEŞME VE HEM TEK YÖNE HİZMET EDEN BİR GELİŞME, KAZANÇ VE SÜRDÜRÜLEBİLİR EKONOMİ mekanizmasıyla karşı karşıya bırakılmış oluyoruz, BARIŞ kelimesine hakkıyla yer verilmediği ve bütünde ve öz'de toplumsal/toplumların refah ve gelişmesine hizmet etmeyi; en temel prensiplerden biri olarak yer verilmediği sürece...

Şimdi denilebilir ki, 2015 yılı ile birlikte, MDGs/Binyılın Kalkınma Hedefleri, kendi dönemini de tamamlamış oluyor. Ancak bu yanıltıcı bir yaklaşım olabilir. Çünki, "Millennium Declaration" / Binyılın Hedefleri'nin sadece ilk istasyonu/durağıdır, 2015 yılı. Aynı nedenle, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, çok yoğun olarak, "2015 Ötesi Sürdürülebilir Gelişme Gündemi/Hedefleri" (Post 2015 Sustainable Development Agenda/Goals - SDGs) üzerine çok yoğun olarak son iki yıl üzerinde çalışmaktadır ve önümüzdeki Eylül ayındaki 2015 BM Genel Kurulu; aynı zamanda, hem 2015/MDGs hedeflerinin 2015 ötesi ve bu kez 2030'u hedef alarak geçiş/transition'inin gerçekleştirmekle birlikte, SDGs çerçevesinde tanımlanmış 17 hedefinde, onayıyla aksiyon/uygulama planının başlangıç sürecine geçilmesinin gerek BM gerekse ülkeler/ulusal bazda geçilmesinin de başlangıç noktası olacaktır. Bu çerçevede, SDG#17; aynı zamanda, MDG#8'dir. Ve maalesef, SDG#17 de, yani 2030 için gerçekleştirilmesi hedeflenen temel sürdürülebilir gelişme planının "küresel" çervedeki maddesinde, yine "BARIŞ" sözüne yer verilmemiştir.

Belki de sadece bu nedenle, Atatürk'ün Türkiye için 1923 döneminde tanımlamış olduğu hedefler ile hem 1.nci Dünya Savaşıyla koskoca 600 yıllık bir Osmanlı İmparatorluğu yıkılmış ve yıkılan Osmanlı'dan 46 kadar ülke türetmiş olmalarına rağmen, Türkiye'yi de yine kendi içinde özellikle de Sevr ile paramparça bölmeye çalışılan dört yıllık Kurtuluş Savaşı'na rağmen, Atatürk'ün "gerçekten kutsal/ermiş insanların ancak yapacak - uygulayabilecek güç ve cesaretleri ve olgunluğu ve hoşgörüsü ve toleransını içeren; tüm ülkeyi parçalamaya adeta ant içmiş ülkelerle, buna Çanakkale-Gelibolu savaşı da dahil; hemen Barış çağrısında bulunmuş, siyasi ve ekonomik ilişkileri kurmayı ve geliştirmeyi hedeflemiştir ve tüm uluslararası ilişkilerin merkezine gerek komşu ülkeler ve gerekse kıtalararası boyutta, buna Amerika'da dahil, merkezine "barış ve ticari-ekonomik ilişkiler kurma-geliştirmeyi" oturtmuştur.

Bu genel çerçeveden ve tarihsel somut verilerden de baktığımızda, gerek Türk hükümetlerinin gerekse her bir Türk vatandaşının, günlük siyasi havayı aşan ve kendi değerlerine dünya çapında sahip çıkacağı, gurur duyacağı ve onu daha ileriye taşıyabileceği çok nadide ve dünya çapında örnek bir ülkeye sahip olduğumuzu toplum genel ve ortak bilincine ve aynı zamanda, dünya kamuoyuna maletmemiz gerek...

Ortaçağın karanlıklarına yelken açmak ve ülkeyi barışa ve özellikle insanı gelişmeye ve eşit düzeyde herkesin yaşam standartını yükseltmeye değil, bir kaşık suda "insan boğmak" isteyen bir topluma ve bir "kumaş" parçasına tüm değerleri, ahlaki, aileyi, sevgiyi, ve din'i; sadece şekilciliğe ve baskıya dayandırmaya değil...

 

- . -

 

AÇIKLAMA:
Yukarıdaki yazı 18 Ağustos 2015 tarihinde yazılmış-yayına hazırlanmış olmasına rağmen, yazarının belki de oto-sansür denilecek bir uygulamasıyla "yayınlanmamış" kategorisinde bugüne değin "server"de tutulmuştur. Her yazıya iskelet olan düşünce, kendi zaman dilimi ve sosyal-güncel örgüsü-dokusu-tepkisi ile doğrudan yada dolaylı olarak ilişkilendirildiği için, ana-fikire ilişkin görüşlere hiç dokunmadan-güncellenmeden; örneğin Ağustos 2015'te, Birleşmiş Milletler'in 2015 yılı için Binyılın Kalkınma Hedefleri'nin vardığı son durak ve ay idi; bu yazı, hatasıyla-sevabıyla ilk yayına hazırlanmış olduğu şekliyle, içerik ve özüne sadık kalınarak yayınlanmıştır... –Bircan Ünver, 6 Temmuz 2016

 

(c) Bircan Ünver, IŞIKBİNYILI.ORG - http://www.isikbinyili.org - 18 Ağustos 2015, New York.

Yorumlar (0)

500 karakter kaldı.

Cancel or

joomla 1.6 templates free

©IŞIKBİNYILI.ORG'un e-yayını; The Light Millennium bünyesinde kamu yararı;na ve kamu tarafından desteklenen yayıncılık ilkesiyle, 17 Temmuz 2001 tarihinde, Bircan Ünver tarafından, New York'ta kurulmuştur. Vergiden muafiyet statüsüne (501, (c) (3) ise 17 Temmuz 2001 tarihinden geçerli olmak üzere hak kazanmıştır. IŞIK BİNYILI'nın konsept ve vizyonu "Lightmillennium.Org" bünyesinde ilk kez web ortamında Ağustos 1999'da tanıtılmıştır. Ocak 2000 ila Eylül 2005'e değin Lightmillennium.Org bünyesinde yayımlanmıştır. Sonbahar 2005 tarihiyle isikbinyili.org" alan adı ve bağımsız sitesinde yayındadır. Aynı zamanda, 11 Ocak 2010 tarihi itibariyle de Türk Dernekler Kanunu çerçevesinde, İstanbul merkezli olarak kurumlaşmıştır.  Bu sitenin içeriği kurucularının izni olmaksızın kopyalanamaz. Sitenin tüm içeriği Türkiye'de "IŞIKBİNYILI.ORG"a, uluslararası da "The Light Millennium"a aittir. Uluslararası telif hakları kanunlarıyla korunmaktadır ve her hakkı saklıdır."  2005-2011 Pelin Bali tarafından tasarlanmıştır.  2012/23-25.nci sayılar ise Tülün Ulusoy | OdakSevgi.Biz -  tarafından yeni bir platformda kurulmuş ve geliştirilmiştir. Bu sitenin web-hosting'i ise Ağustos 2011-2014 arasında Horon Solutions tarafından sağlanmıştır. | Kurucu Başkan ve Genel Yayın Yönetmeni: Bircan Ünver         E-posta: Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. |  http://www.isikbinyili.org ©1999-2016

By Joomla 1.6 templates free